Home > Köşe Yazıları > Big Brother artık SENSİN, BENİM, O!

Big Brother artık SENSİN, BENİM, O!

Dikkat ettiyseniz başlıkta çoğul kullanmadım. Çünkü içinde bulunduğumuz çağ bireysel olmayı pompalıyor. Çağa ayak uydurmak istiyorsanız kendinizden bahsederken ben, ekipçe bir iş yaptıysanız ve başarılı olduysanız yine ben, ortada bir sorun varsa sen, iki kişi bir araya geldiyseniz ve mağdursanız suçlu hep o! O kim mi? Ben dışındaki herkes! Kötülüğümü isteyen, beni kıskanan herkes! Nazar team! En yakın arkadaşım, babam, annem, ablam, sokakta yürüyen kadın, patronum, yüzümdeki sivilce, evren, sistem, takipçilerim! Kısacası siz hepiniz O’sunuz! Neyse konumuz bu değil!

OYA DOĞAN

6 aydır ortalarda yokum. Gazetenin kapanmasıyla beraber niyeyse yazmaya küstüm. Sanki sabah uyandığımda evi toplayıp gitmiş ve beni sadece üstümdeki pijamalarla, bir not bile bırakmadan terk etmiş gibi hissettim. O an “Beni istemeyeni ben hiç istemem” dedim ve yazmamaya yemin ettim. 🙂 Abartmayı sevdiğimi daha önce söylemiş miydim? Yazmaya tabii ki küsmedim. Fakat senaryo yazmaya ve danışmanlığa vakit ayırmaya karar verdim. O nedenle bir süre köşe yazmamayı planladım. Ama işte insanın içine bir defa yazma dürtüsü kaçınca peşinizi asla bırakmıyor. Sizi kaşıyan bir şey gördüğünüzde yazmayacağım deseniz bile kendinizi bilgisayar karşısında buluyorsunuz. Şükür!

5 SAAT 32 DAKİKA EKRANA BAKIYORUM

Gelelim kaşıntıma… Ne oldu da ben yazmama yeminimi bozdum. Çünkü ben bir gözlemciye dönüştüm. Dün telefonumdan rapor geldi. Ekrana bakma sürem ortalama 5 saat 32 dakikaymış. Düşünsenize günün çok büyük bir kısmını sizi gözetleyerek geçiriyorum. Yaklaşık 13 senedir dizileri izleyerek geçiriyordum bu süreyi, belki de daha fazlasını… Ama onlar sanaldı, siz gerçeksiniz. Pardon, gerçektiniz. Hepimiz el ele vererek sahiciliğimizi de kaybettik. Bak bu konuda ben, sen, o demeyeceğim. Bu çağda bir yerde biz kullanmamıza izin var. Ortada bir suç varsa ve kabul etmek zorundaysak “Biz”i kullanabiliriz. Gördün mü çoğul kullandım. 

KISKANILIYORSUN, ÖYLEYSE VARSIN!

Eskiden sabah olduğunda televizyonu kapatır, birkaç saat uyur, yazımı yazardım. İnanır mısınız 5 aydır televizyonu bile açmıyorum. Televizyon detoksu yaptım. Erken kalkıyorum. Sabah gözümü açtığım anda Instagram’a giriyorum. Siz ne zaman uyudunuz, uykunuzda kaç kere horladınız, kediniz siz uyurken ne yaptı, gözünüzü ilk açtığınızda sesiniz nasıl çıktı, evden çıkarken ne giydiniz, ben ve benim gibiler giyinmeyi bilmediği için ne giymemizi önerdiniz, hangi markaların ürünleriyle makyaj yaptınız, hangi arabaya bindiniz, tatilinizi nerede yaptınız, dansınız ne, ne yiyorsunuz, ne dinliyorsunuz, diyetisyeniniz, cilt bakımcınız kim, ne izliyorsunuz diye size bakıyorum. Mutlaka biriniz “Merhaabaaa arkadaşlar” diyor o tiz sesiyle… Ben de ekrana “Biz ne ara arkadaş olduk” diye söyleniyorum. Ve biliyorum, bu döngü kendini tekrar edecek. Herkes kendisini bir reklama dönüştürmenin yolunu arayacak ve bazılarımız “Neden onlara markalar reklam veriyor?” diye hasetle bakmaya devam edeceğiz. Çünkü bu devirde kıskanılıyorsun, öyleyse varsın! Yersen! 

NE OLDU DA KAMERAYA DÖNMEYE KARAR VERDİK?

Peki, ne oldu da televizyonda reklamdan kaçan izleyici Instagram’da reklamsız yaşayamaz hale geldi? Daha doğrusu niye kendi hayatımızdan vazgeçip gözetlenme arzusuyla bir kamerayla yaşamaya başladık? Oysa o kameranın farkında olmamamız gerekiyordu. Big Brother-Büyük birader bizi gizlice gözetleyecekti. Ne oldu da biz kameraya en güzel halimizle dönmeye karar verdik? Ya da ne oldu da uçak tuvaletinde mastürbasyon görüntüsünü paylaşmaya veya bir yer hostesine hakaret ederken “Çek, bunu çek” der hale geldik? Yeter ki Big Brother bizi görsün diye nasıl her şeyi yapabilecek bir hale geldik?

BIG BROTHER’IN AÇ KARNINI DOYURMALISINIZ 

İşte orası dipsiz bir kuyu! Sosyal medya insanlara öyle bir güç, şöhret ve umut verdi ki; herkes kendi dünyasının yöneticisi, kendi partisinin lideri, kendi kendinin patronu, ve bu dünyanın ünlüsü oldu. Andy Warhol’un “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözü sosyal medyada karşılığını buldu. Ünlü olmak, yazar olmak, zengin olmak, vasat olmak, arsız olmak kazandırıyordu. O nedenle kısa yoldan ünlü ve zengin olmak isteyen insanoğlu her şeyi yapmayı mübah gördü. Twitter, Instagram, Youtube fenomenleriyle doldu her taraf… Nedense hepsi DJ ve yazar olabiliyordu. Kazandıkları parayı bile bilmediklerini açıkladıkları her an ise dikkati kendi mecralarına çekiyorlardı. Üstelik fenomen iseniz etrafınız ünlülerle doluyordu. Eskiden bilim insanına, şarkıcıya, oyuncuya öykünen bizler artık ne yaptıklarını tam olarak bilmediğimiz, hiçbir yeteneği olmayan fakat prim yapan bu kişilere öykünmeye başladık. 

BOL MİKTARDA YALNIZLIK VERECEK

Ama işte bu mecralarda yaşamak sandığımız kadar kolay değil… Burada yaşamak için gerçek adınızı vermeniz gerekmiyor. Fakat sürekli bir içerik bulmak, ilgiyi daima üzerinizde tutmak, takipçi kasmak için devamlı etkileşim halinde olmalısınız. Kısacası Big Brother sizi izlerken onun aç karnını doyurmak zorundasınız. Karşılığında size canı isterse şöhret, yüksek miktarda para, altı bomboş bir özgüven, kısa süreli yalancı dostlar, ardından paranoya ve nihayetinde bol miktarda yalnızlık verecek. 

GÖZETLEMEK İNSANOĞLUNA GÜÇLÜ HİSSETTİRİYOR

Sadece kötü şeyler olmuyor elbet! Sosyal medyanın inanılmaz fazla faydası da var. İstediğiniz her bilgiye, hızlı bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Bilgi kirliliği ya da klavyesi olan herkesin aslan kesilmesi de büyüleyici! Çünkü herkesin söz hakkı var. Fakat başkalarının hayatını gözetlemek insanoğluna kendisini çok güçlü hissettiriyor. Güç denilince de aklıma ilk Fransız düşünür Michel Foucault geliyor. Foucault; “Gören mi iktidardır, görülmeyen mi? Yoksa görülmeden gören mi?” sorusuyla aslında yeni yüzyılda değişen güç kavramını şöyle açıklıyordu:“Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral iktidarı yerine, bilinmeyen stratejilerin uygulandığı, göstere göstere cezalar yerine insanların iktidarın yaptığı gözlem nedeniyle kendi kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır. İktidar artık bir kişinin iktidarı değil, ‘Gözün iktidarı’dır.” Foucault aslında bu anlatımında panoptikon metaforunu kullanıyor. 

AMAÇ GÖRÜNMEDEN GÖZETLEME

Panoptikon, İngiliz mimar Samuel Bentham ve filozof kardeşi Jeremy Bentham’ın 1875 yılında hazırlamış olduğu bina inşa modelidir. Adını eski Yunanca’dan alan kelime “bütünü gözlemlemek” anlamına gelir. Bu sisteme göre; bina yuvarlak bir yapıdadır ve hücreler vardır. Bu hücreler birbirleriyle iletişim kuramaz. Amaç bireyin yalnızlaşarak direniş göstermemesidir. Hücrelerin dışa ve içe açılan pencereleri vardır. Hücreler ortada koca bir gözetleme kulesinin olduğu boş bir meydana bakar. Kuleyi herkes görmesine rağmen içinde kimlerin olduğunu kimse bilmemektedir. Zaten yapının temeli, amacı buna dayanır: Görünmeden gözetleme…O nedenle hücredekiler kendilerini sürekli izleniyormuş gibi hissederler ve öyle davranırlar.

GEORGE ORWELL BİZİ UYARMIŞTI

Bu yapı aslında bir hapishaneyi resmediyor. Peki, size de fazlasıyla kendi hayatınızı anlatıyormuş gibi hissetmiyor mu? Gözün iktidarı hepimizi gözetliyor. Bak bu cümleyi kurunca da aklıma George Orwell geldi. 1984 romanında Orwell “Big Brother is watching you-Büyük Biraderin gözü üstünde” diyerek bizi zaten uyarmamış mıydı? Uyardı ama galiba biz anlamadık. Eee ama Jim Carrey’in başrolünü oynadığı, 1998 yapımı Truman Show filmi de aslında panoptikon kavramını anlatıyordu. O zamanda bunu biliyorduk ama büyüye kapıldık ve çabuk unuttuk. Peki; Bizi Gözetliyor, Big Brother gibi formatlar… Onların yaratıcıları bu formatları aslında Bentham kardeşlerin panoptikon kavramından ilham alarak yaratmışlardı. Tabii ki biz de gözün iktidarı olmaya gönüllü olarak ağzımızın suyu akarak izledik o formatları… 

SİSTEMİN PARÇASI OLMADIĞIMIZDA MUTSUZ HİSSEDİYORUZ

Size birkaç yıl önce içimizde sistemin bir parçasını taşıyoruz, Big Brother-Büyük Birader- hakkında duygularınız ne diye sorsam tıpkı Orwell’ın 1984 romanındaki Winston gibi önce  “Nefret ediyorum ondan” cevabını verirdiniz. Ancak bugün geldiğimiz noktada hepimiz sistemin bir parçası olmayı kabullendik. Hatta sistemin parçası olamadığımızda mutsuz oluyoruz, kendimizi değersiz hissediyoruz. O nedenle gözün iktidarında göz olmak için can atıyoruz. Öylesine yalnızlaştık ki, Big Brother’ı sevmeyi öğrendik. Daha doğrusu ondan başka sevecek bir şeyimiz kalmadı. Artık Orwell’ın romanındaki Winston gibi Büyük Birader’i çok seviyoruz. Onu göremediğimiz her anda kendimizi yerine koymayı da öğrendik. O nedenle Big Brother artık sensin, benim, o arkadaşım… Hepimiz sistemin gönüllü gözüyüz. Sonuçta ne mi olacak? Gözetleme ve gözetlenme arzusu hepimizi güç illüzyonuyla kandıracak. Yavaş yavaş direncimizi kaybedecek, hızlıca arsızlaşacak, aniden paranoyak olacak ve son aşamada yalnızlaşacağız. Böylece hepimiz kendimizi Big Brother zannederek onu daha fazla doyuracağız. Herkese iyi gözetlemeler…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *