Poyraz Karayel dram ve komediyi harmanlamalı

poyraz
Başrollerini İlker Kaleli, Burçin Terzioğlu ve Musa Uzunlar’ın paylaştığı, Limon Yapım-Hayri Aslan’ın yapımcılığını üstlendiği, Ethem Özışık’ın senaryosunu kaleme aldığı ve Çağrı Liva Lostuvalı’nın yönettiği Poyraz Karayel sonunda görücüye çıktı. Temmuz ayında çekimlerine başlanan, ekim ayında yayında olacağı duyurulan ama bir türlü yayın günü bulamayan dizinin tanıtımları oldukça dikkat çekiciydi. Bir polisiye beklediğimiz dizinin son tanıtımları öylesine romantik komediye kaçmıştı ki, kavram karmaşası yaşar hale gelmiştik. Ben işten çok umutluydum. Aslında hâlâ umutsuz değilim. Çünkü Poyraz Karayel’i sevdim. Önemli bir gazetecinin alkolik kızıyla evli olan ve Sinan adında bir oğlu olan Poyraz Karayel, hayatta serseri ama oğluna sevdalı bir polistir. Bir operasyon sırasında iftiraya maruz kalır ve hapse girer. Kayınpeder boş durmaz ve torununun velayetini alır. 6 ay sonra hapishaneden çıktığında da Poyraz’a çocuğunu göstermez. Artık polis değildir ve oğlunu kaçırmaya kalkar. Ayşegül’de o gün karşısına çıkar. Tesadüfe bakın ki, Ayşegül Poyraz’ın uzun zamandır peşinde olduğu Bahri’nin kızı çıkar. Babasından kardeşinin ölümüne engel olamadığı için nefret eden Ayşegül’ün tek derdi kaçıp bu ülkeden gitmektir. Ancak kuzeninin askerliğe vedasında çıkan çatışmada arkadaşı Taner’i kaybederken, Poyraz aradığı Bahri’nin hayatını kurtarır. Size birinci bölümü özetledim.
Burçin’e mest oldum
Gördüğünüz gibi konumuz klişe ama işleniş biçimi kötü değildi. Sorunları var mıydı? Olmaz mı? Öncelikle senaryoya başlayalım. Bence baba-oğul ilişkisi çok tatlıydı. Keşke çocuk baba ve erken olgunlaşan çocuk ilişkisi daha komedi üzerinden gitseydi. Sahneler aslında durum komedisi olabilirdi ve iş sıcaklığını oradan alırdı. Diğer taraftan işin baba tarafı çok filozoftu. Hep söylediğim şey burada da vardı. Ezel’de Ramiz Dayı’da mafyaydı ama karakterin alt metni çok sağlamdı. O yüzden edebiyatta yapıyordu, felsefe de… Ama Bahri’nin kızı onu herkesin önünde aşağılarken ettiği o büyük büyük laflar gerçek değil, karton görünmesine sebep oldu. Bir yanda felsefe yüklü içerik üretmeye çalışırken, Poyraz karakterinin her olacak olayı kendi kendine söyleyip sonra olaya girmesi bu senaryoya yakışmamıştı. Rejiye gelirsek; aynı kararsızlık orada da vardı. Baba-oğul, Poyraz-Ayşegül ve Poyraz-komşu oğlu sahnelerinde yönetmen risk alıp bu dramatik yapıyı durum komedisine çevirmeliydi. Özellikle Poyraz’ın komşu oğluna ülkemizi anlattığı sahne hepimizi kahkahalara boğabilirdi. Çünkü biz ağlarız acınacak halimize… Sahne drama olarak çekildiği için bol mesaj kaygılı görünüyordu.  Bir restoranın basılıp taranması çok büyük bir olayken sıradan bir çatışma sahnesi izledik. Ama oyunculuklara tek laf edemem. Özellikle Burçin Terzioğlu’na mest oldum. İnanılmaz bir performans sergilemiş.
İş umut vaat ediyor
İlker Kaleli zaten çok beğendiğim bir oyuncu. Burada da çoktan Poyraz olmuş bile. Musa Uzunlar şahaneydi. Ama keşke senarist ve yönetmen tercihiyle ya gerçek bir baba olsaydı, ya da gerçek bir mafya babası. Ataberk Mutlu bir mucize… Hem çok sempatik, hem de iyi oynuyor. Ali İl gıcık bir Sadrettin’di. Daha çok komedilerden izlediğimiz Cem Cücenoğlu’na Taş Kafa rolü çok yakışmıştı. Görkem Kanbolat Arslan ileride çok konuşacağımız bir Sefer olacak. Demedi demeyin! Celil Nalçakan’ı ilk bölüm çok topa girmiş göremedik ama ilerleyen bölümlerde onu da konuşacağımız çok belli. Emel Çölgeçen avukat rolünün altından kalmıştı. Kısacası; ben Poyraz Karayel’i tüm bu sorunlarına rağmen umut vaat eden bir iş olarak izledim. Ancak reyting sonuçları iç açıcı değil. Dizi Tüm Kişiler’de 3.65 reytingle 14’üncü, AB’de 4.55’le 8’inci oldu. Reçeteme gelince; karşısında Diriliş ve Güzel Köylü varken zirvede yer alması çok zor. Tadında Kara Para Aşk lezzeti var ama bir seçim yapması lazım. Dizi bu haliyle sadece AB’ye hitap eder. Ama dram, polisiye ve komediyi harmanlarsa her üç diziden seyirci alabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir