Istanbullu Gelin

 

İstanbullu Gelin geçen sezonun başından beri en istikrarlı giden dizilerden biri... Her zaman AB ve ABC1 kategorilerinde zirvede oturuyor. Hikaye tam bitti dediğimiz yerde öyle bir hamle yapıyor ki, bölümün nasıl akıp gittiğini anlamıyorsunuz. Özellikle bu sezon senaryosunun çok doğru hamleler yaptığını, diyalogların karakterleri gerçekten yaşattığını düşünüyorum. Yan karakterlerin hikayelerinin de açılmasıyla çoklu drama tadını aldığımız bir iş geliyor ekrana...

 

 

Zaten yönetmen Zeynep Günay Tan bu konuda usta! Öyle Bir Geçer Zaman ki’nin her karakterini sevmemizi sağlayan gizli kahramandı. Bu hafta ekrana gelen bölümün finali acı verdi. Zira Begüm ölerek diziye veda etti. Emir annesiz kaldı. Bu da konağın durumunu değiştirecek. Çünkü bir yanda annelik hayali kuran Süreyya var. Diğer tarafta annesiz kalan Emir... İşte bu ikili birbirilerinin ilacı olacaklar gibi görünüyor. Ama önce Emir’in acısı gelecek. Cuma akşamı ekrana gelecek olan bölümde çok ağlayacağız çok... Mendilleri hazırlayın!

 

Adı Zehra başlıyor

Geçen sezon başladığında zirveye yerleşen Kalbimdeki Deniz, bu sezon biraz düşüşe geçti. 57 haftadır ekranda olan dizi gelecek haftadan itibaren gün değişikliğine gidiyor. Kalbimdeki Deniz artık pazartesi akşamları ekrana gelecek. Söz, Çukur, Siyah Beyaz Aşk rekabetinin zorlu geçtiği pazartesi akşamı Kalbimdeki Deniz’in işi zor olacak görünüyor. Cumartesi akşamı Kalbimdeki Deniz’in yerini ise NTC Medya’nın yapımı, Bekir Baran Sıtkı, Murat Emir Eren ve Rana Mamatlıoğlu’nun senaryosunu, Taner Akvardar’ın yönetmenliğini, Zeynep Çamcı, Alican Yücesoy, Hatice Aslan, İnanç Konukçu, Seda Güven ve Emre Kıvılcım’ın başrollerini üstlendiği Adı Zehra dizisi alacak. Adı Zehra; Frankfurt’da tutucu bir Türk ailesinin kızı olarak dünyaya gelen, 22 yaşındaki Zehra’nın, Almanya’daki yoksul ve bağnaz ailesinin evinde başlayıp, İstanbullu zengin bir ailenin sırlarla ve korkunç bir suçla gölgelenmiş konağında devam eden öyküsünü anlatıyor. Her iki diziye de iyi şanslar!

 

Dizi sektörünün yeni gözdesi: Adana

Dizi sektörünün yeni gözdesi Adana oldu. Fakat bu sektörde Adana denilince benim aklıma hep Faruk Teber gelir. Hanımın Çiftliği dizisinden sonra Adana’da bir dizi çekilecekse sanırım herkesin aklına da Teber gelirdi. Zaten şu anda da kod adı Bir Zamanlar Adana’da isimli bir projeye hazırlanıyor. Ancak bu sezon Adana’da başlayıp İstanbul’a uzanacak çok fazla hikaye duydum. Kanal D’de ekrana gelecek olan İnsanlık Suçu, Show TV’de yayınlanacak olan Servet, Ay Yapım’ın hazırlandığı yeni işi Adana’da başlayacak. Kısacası benim duyduğum 4 diziye mekan olacak Adana... Bu hızla gidilirse yakında Adana’da mekan bulmakta zorlanacak sektör... Ama Çukurova’nın hikayesi süsleyecek ekranları...

Ufak Tefek Cinayetler’in başarısının formülü

Tartışmasız bu sezonun en çok öne çıkan dizisi Ufak Tefek Cinayetler oldu. Nereye gitsem, kiminle konuşsam herkesin dilinde bu dizi var. Sanırım uzun zaman sonra ilk defa bir kadın projesi insanları bu kadar kendisine bağladı. ufakAslında bir önyargıyı da sildi. Demek ki kadın işleri de izleniyormuş, hep birlikte görmüş olduk. Evet, stilize hayatlar izlemeyi seviyoruz ama bu işi alıp bambaşka bir dünyaya koysalardı da izlerdik. Şimdi o dört kadını alın ve bir mahalleye koyun. Başlarına yine aynı şeyleri getirin izlemez miydiniz? İddiaya girerim gözümüzü kırpmadan izlerdik. Çünkü Ufak Tefek Cinayetler bizi içimizdeki kötüyle yüzleştiriyor. Fakat işi büyüten ve reytingi artıran formül başka! Ufak Tefek Cinayetler’de inanılmaz stilize bir dünya var. Bu da bize bir oyun oynanmasını sağlıyor. Yani izlediğimiz kadınlar bir yandan biz olurken, diğer taraftan bizimle hiç alakası olmuyor. İşin özü; kendi kötülüğümüzle yüzleşirken, bir yandan da öyle bir hayatımız olmadığı için durumu inkar ediyoruz. Tıpkı hayatın içinde de yaptığımız gibi aynı yalana sığınıyoruz. Kendimizi inkar edip suçu hep başkasına atıyoruz.

Geçmiş olsun Hakan ve Elif

Akıl tutulması, adalet şaşması yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Önceki akşam Hakan Yılmaz ve eşi Elif bilinen bir otelde saldırıya uğradı. Üstelik nedeni Yılmaz’ın yanına gelip “Beni tanıdın mı? diye soran kişiye “Tanıyamadım” cevabını vermesi... İnsanın aklı almıyor, bir ünlüye beni tanıdın mı diye soruyorsunuz, cevap hayır olunca hem ona, hem de eşine saldırıyorsunuz. Üstelik Elif’in başına vuruyorsunuz. Araya giren otel görevlileri de hakansizi ayıramıyor. Sonunda polis geliyor. Hakan ve Elif şikayetçi oluyor, ancak saldırgan ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılıyor. İşte bu sonuca ağzınız açık kalıyorsunuz. Korkuyorsunuz, adalet nerede diye çığlık atıyorsunuz. Çünkü bu haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Herkes kim olduğunu kanıtlamanın derdinde, kimsenin saygıyla işi kalmadı. Herkesin tek derdi görünür olmak. Nasıl olduğuysa kimsenin umurunda değil! Hakan olayı Twitter hesabından “kaygılarımla” diyerek paylaştı. Haklı, çünkü olay korkunç, sonrası daha da tüyler ürpertiyor. Adalet kişiye özel bir şey değildir. Ortada bir suç var. Darp edilmiş bir kadın ve adam var. O nedenle o saldırganın vakit kaybetmeden ceza alması gerekiyor. Zaten bu olayların son zamanlarda ardı arkası kesilmiyor. Suç en çok görünür olan şey! Üstelik bu tip bir olay bir ünlünün başına geldiğinde ve karşı taraf ceza almadığında durum daha da meşrulaşıyor. Bu zihniyet elini kolunu sallayarak “Ne de olsa kime yaparsam yapayım başıma bir şey gelmeyecek” diyerek suçu daha da görünür hale getiriyor. Hakan ve Elif çok geçmiş olsun, umarım bu olaya karışan herkes bir an önce cezasını çeksin.

İkinci Bahar yeniden başlıyor

ikinci
Bugün sokağa çıkıp “En sevdiğiniz Türk dizisi hangisiydi?” diye sorsak hiç şüphe yok ki, 100 kişiden 99’u ‘İkinci Bahar’ cevabını verir. 1998-2001 yılları arasında yayınlanan, başrollerini Şener Şen, Türkan Şoray, Nurgül Yeşilçay, Ozan Güven, Güven Hokna, Özkan Uğur, Meral Okay’ın canlandırdığı ‘İkinci Bahar’ gerçekten en şahane dizilerimizden biriydi. Yayınlandığı dönemde kanal devam etmek istemiş ama yapımcı “Tadında kalsın” demiş ve diziyi bitirmişti. Finalinin yayınlandığı gece insanlar ekrana kilitlenmişti. Sokaklardan bir araba bile geçmiyordu. Efendim, o yıllarda seyirciye saygı vardı. Hikayenin lastik gibi uzamasına izin verilmezdi. Ne de olsa sevildik deyip aynı olayları izlemezdik. Ne yapsak tutar diye bir anlayış yoktu.
Birçok star kazandırdı!
Üstelik bize inanılmaz starlar da kazandırdı. Düşünsenize; Nurgül Yeşilçay, Ozan Güven, Devin Özgür Çınar, Ali Atay bize bu dizinin hediyesinde. Bir daha da o tatta bir dizimiz olamadı. Yıllardır “İkinci Bahar gibi dizimiz olsa da izlesek” derim. Ama bir türlü olamadı.
Şimdi ‘İkinci Bahar’ yeniden başlıyor. Kanaltürk’te yarından itibaren hafta içi her gün 17.15’te tekrarları yayınlanacak. Açıkçası ben hepsini çok özledim. Siz de Ali Haydar ve hayatını benim gibi özleyenlerdenseniz kaçırmayın derim.

Poyraz Karayel dram ve komediyi harmanlamalı

poyraz
Başrollerini İlker Kaleli, Burçin Terzioğlu ve Musa Uzunlar’ın paylaştığı, Limon Yapım-Hayri Aslan’ın yapımcılığını üstlendiği, Ethem Özışık’ın senaryosunu kaleme aldığı ve Çağrı Liva Lostuvalı’nın yönettiği Poyraz Karayel sonunda görücüye çıktı. Temmuz ayında çekimlerine başlanan, ekim ayında yayında olacağı duyurulan ama bir türlü yayın günü bulamayan dizinin tanıtımları oldukça dikkat çekiciydi. Bir polisiye beklediğimiz dizinin son tanıtımları öylesine romantik komediye kaçmıştı ki, kavram karmaşası yaşar hale gelmiştik. Ben işten çok umutluydum. Aslında hâlâ umutsuz değilim. Çünkü Poyraz Karayel’i sevdim. Önemli bir gazetecinin alkolik kızıyla evli olan ve Sinan adında bir oğlu olan Poyraz Karayel, hayatta serseri ama oğluna sevdalı bir polistir. Bir operasyon sırasında iftiraya maruz kalır ve hapse girer. Kayınpeder boş durmaz ve torununun velayetini alır. 6 ay sonra hapishaneden çıktığında da Poyraz’a çocuğunu göstermez. Artık polis değildir ve oğlunu kaçırmaya kalkar. Ayşegül’de o gün karşısına çıkar. Tesadüfe bakın ki, Ayşegül Poyraz’ın uzun zamandır peşinde olduğu Bahri’nin kızı çıkar. Babasından kardeşinin ölümüne engel olamadığı için nefret eden Ayşegül’ün tek derdi kaçıp bu ülkeden gitmektir. Ancak kuzeninin askerliğe vedasında çıkan çatışmada arkadaşı Taner’i kaybederken, Poyraz aradığı Bahri’nin hayatını kurtarır. Size birinci bölümü özetledim.
Burçin’e mest oldum
Gördüğünüz gibi konumuz klişe ama işleniş biçimi kötü değildi. Sorunları var mıydı? Olmaz mı? Öncelikle senaryoya başlayalım. Bence baba-oğul ilişkisi çok tatlıydı. Keşke çocuk baba ve erken olgunlaşan çocuk ilişkisi daha komedi üzerinden gitseydi. Sahneler aslında durum komedisi olabilirdi ve iş sıcaklığını oradan alırdı. Diğer taraftan işin baba tarafı çok filozoftu. Hep söylediğim şey burada da vardı. Ezel’de Ramiz Dayı’da mafyaydı ama karakterin alt metni çok sağlamdı. O yüzden edebiyatta yapıyordu, felsefe de… Ama Bahri’nin kızı onu herkesin önünde aşağılarken ettiği o büyük büyük laflar gerçek değil, karton görünmesine sebep oldu. Bir yanda felsefe yüklü içerik üretmeye çalışırken, Poyraz karakterinin her olacak olayı kendi kendine söyleyip sonra olaya girmesi bu senaryoya yakışmamıştı. Rejiye gelirsek; aynı kararsızlık orada da vardı. Baba-oğul, Poyraz-Ayşegül ve Poyraz-komşu oğlu sahnelerinde yönetmen risk alıp bu dramatik yapıyı durum komedisine çevirmeliydi. Özellikle Poyraz’ın komşu oğluna ülkemizi anlattığı sahne hepimizi kahkahalara boğabilirdi. Çünkü biz ağlarız acınacak halimize… Sahne drama olarak çekildiği için bol mesaj kaygılı görünüyordu.  Bir restoranın basılıp taranması çok büyük bir olayken sıradan bir çatışma sahnesi izledik. Ama oyunculuklara tek laf edemem. Özellikle Burçin Terzioğlu’na mest oldum. İnanılmaz bir performans sergilemiş.
İş umut vaat ediyor
İlker Kaleli zaten çok beğendiğim bir oyuncu. Burada da çoktan Poyraz olmuş bile. Musa Uzunlar şahaneydi. Ama keşke senarist ve yönetmen tercihiyle ya gerçek bir baba olsaydı, ya da gerçek bir mafya babası. Ataberk Mutlu bir mucize… Hem çok sempatik, hem de iyi oynuyor. Ali İl gıcık bir Sadrettin’di. Daha çok komedilerden izlediğimiz Cem Cücenoğlu’na Taş Kafa rolü çok yakışmıştı. Görkem Kanbolat Arslan ileride çok konuşacağımız bir Sefer olacak. Demedi demeyin! Celil Nalçakan’ı ilk bölüm çok topa girmiş göremedik ama ilerleyen bölümlerde onu da konuşacağımız çok belli. Emel Çölgeçen avukat rolünün altından kalmıştı. Kısacası; ben Poyraz Karayel’i tüm bu sorunlarına rağmen umut vaat eden bir iş olarak izledim. Ancak reyting sonuçları iç açıcı değil. Dizi Tüm Kişiler’de 3.65 reytingle 14’üncü, AB’de 4.55’le 8’inci oldu. Reçeteme gelince; karşısında Diriliş ve Güzel Köylü varken zirvede yer alması çok zor. Tadında Kara Para Aşk lezzeti var ama bir seçim yapması lazım. Dizi bu haliyle sadece AB’ye hitap eder. Ama dram, polisiye ve komediyi harmanlarsa her üç diziden seyirci alabilir.