Kar küresini sallamak ve karların düşüşünü izlemek neredeyse her insanın yüzünü gülümsetir ve rahatlama hissi yaşatır. Mutluluğun aslında o küçücük kürede saklı olduğuna inandırır bizi. Hepimizi kısa bir an olsa da bir masala sürükler. Çünkü o küreyi salladığımızda her şey yerinden oynasa bile sonunda yine yerine geri döner. Yani masal biter ama baştan başlar. Tıpkı Mürekkepten Atlar Ülkesi’ne bizi götüren “Kar Küresinde Bir Tavşan” oyunu gibi…
CEBİNİZE KOYUP YANINIZDA GÖTÜRÜYORSUNUZ
Bazı oyunlar vardır, salonun kapısından içeri girerken üzerinizdeki dünyayı askıya asar, telefonunuzu kapatır, kendi gündeminizi sessize alırsınız ve o anı yaşayıp çıkıp evinize gidersiniz. Bazı oyunlar ise çıkarken askıya astığınız dünyanızı size daha ağır, daha kırılgan ama daha farkında bir halde geri verir. Eve gidene kadar aklınız oradadır, sizi kolay kolay uyutmaz. “Kar Küresinde Bir Tavşan” ikinci tanıma uygun olan oyunlardan… Çünkü size bir an mutluluk veren kar küresini cebinize koyup yanınızda götürüyorsunuz.
NAİF AMA SERT BİR TOKAT ATIYOR
Kar Küresinde Bir Tavşan Ahmet Sami Özbudak’ın 10 yıl önce yazdığı bir metin. Bu metin, Burcu Salihoğlu’nun rejisiyle sahnede yalnızca bir masal anlatmıyor; masal anlatma ihtiyacımızın kendisini sahneliyor. Bu önemli bir fark. Çünkü bu oyun “hayal mi gerçek mi?” sorusunu sormuyor, daha beterini yapıyor: “Gerçeğe gerçekten hazır mıyız?” diye soruyor. Bugünün dünyasında gerçekten kaçmak için filtrelere sığınanlara adeta bir oksimoron kurarak naif ama sert bir tokat atıyor.
Ve evet, şunu en baştan söyleyeyim: Oyun çok komik. Ama öyle kahkaha patlatmalı komedi değil bu. Daha tehlikeli bir komiklik. Güldükten iki saniye sonra “Ben şimdi buna niye güldüm ki?” dedirten cinsten. İşte bu yüzden kıymetli.
KARAKTERE KIZAMIYORSUNUZ
Sahnedeki iki kadın –Sevinç Erol ve İrem Kahyaoğlu– iki dünya kuruyorlar. Ama bu dünyalar dekorla değil, cümlelerle ve bedenle kuruluyor. Biri masalı büyütüyor, diğeri gerçeği didikliyor. Şelale, masalın içinden konuşan bir anne. Kadife, hayatın içinden düşmüş bir gerçeklik parçası. Aralarında dolaşan görünmez çocuk Mutlu ise oyunun adeta kalbini oluşturuyor. Şelale karakteri, bildiğimiz “fedakâr anne” kalıbını alıp içine küçük bir bomba yerleştiriyor. Çünkü bu fedakârlık, yer yer bir korunma biçimi, yer yer bir kaçış, yer yer de açıkça manipülasyona dönüşüyor, hatta daha çok buna... Sevinç Erol bunu öyle bir incelikle oynuyor ki, karaktere kızamıyorsunuz ama güvenemiyorsunuz da. Seyirciyi “Bu kadın haklı” ile “Bu kadın tehlikeli” ikileminde bırakıyor.
OYUNUN GİZLİ GÜCÜ İREM KAHYAOĞLU
İrem Kahyaoğlu’nun Kadife’si ise oyunun gizli gücü. Sokaktan gelmiş gibi duran ama aslında hayatın ta kendisi olan bir karakter. Lafını sakınmıyor, süslemiyor, cilalamıyor. Kahyaoğlu’nun temposu harika; repliği adeta fırlatıyor ama boşluğa düşmüyor. Üstelik karakterin sertliği hiçbir zaman tek boyutlu değil. Kadife’nin de yaraları var. Ama o yaraları masala sararak değil, üstüne basa basa göstererek taşıyor. Bunu yaparken de komediyi bir rahatlatma aracı olarak değil bir silah olarak kullanıyor. İki oyuncunun arasındaki kimya oyunun en büyük gücü. Birbirlerinin alanını bozmadan, birbirlerini sürekli dürterek ilerliyorlar. Bu bir düet gibi. Bazen uyumlu, bazen kavgalı, bazen kakofonik ama asla kopmuyor.
MASALIN İÇİ DİKENLİ
Burcu Salihoğlu’nun rejisi metnin şiirselliğine teslim olmadan şiirselliği sahnede görünür kılıyor. Bu önemli. Çünkü bu tarz metinler kolayca “estetik bir sis bulutu”na dönüşebilir. Burada dönüşmüyor. Her görüntünün, her hareketin bir işlevi var. Hareket tasarımı, ışık ve müzik özellikle masalın “güzel” kısmını değil, “tekinsiz” kısmını parlatıyor. Masalın içi pamuk şeker değil; biraz dikenli.
Dekor ve sahneleme, seyirciyi bir evin kapısını aralıyormuş gibi hissettiriyor. Gizlice bakıyoruz. İstemeden tanık oluyoruz. Bu da oyunun ahlaki gerilimini artırıyor. Çünkü biz de o görünmez çocuğun hayatına dahil olmuş oluyoruz. Sahnenin de Şelale’nin elindeki kasnak gibi kurulması bize bu dünyanın sınırlarını çiziyor.
MASALA DUYULAN İHTİYACI HATIRLATIYOR
Ve gelelim işin en sevdiğim kısmına… Oyun seyirciye seçim yaptırmıyor gibi yapıp aslında sürekli seçim yaptırıyor.“Masalda kalmak mı, gerçeğe çıkmak mı?” sorusu bir slogan olarak değil, sahnedeki her küçük anda karşımıza çıkıyor. Bir cümlede, bir bakışta, bir susuşta.
Benim cevabım mı? İkisi de. Ama sırayla.
Kar Küresinde Bir Tavşan, yetişkinlere masal anlatan bir oyun değil, yetişkinlerin masala neden hâlâ ihtiyaç duyduğunu hatırlatan bir oyun. Bu da oyunun en büyük başarısı…
8 ŞUBAT’TA PAX SAHNE’DE…
Kar Küresinde Bir Tavşan 8 Şubat Pazar akşamı 20.30’da Pax Sahne’de sahnelenecek. 10 Şubat Salı akşamı 20.30’da ise Mayor Sahne’de…
Gidin, bu masalı dinleyin, gülün ama biraz da huzursuz olun. Sonra çıkınca sokakta yürürken kendinize şunu sorun: “Ben bugün hangi dünyada kalmayı seçiyorum?”