2020-06-27 17:13:53

Neyi paylaşamıyoruz?

Mert Öner

27 Haziran 2020, 17:13

Geçtiğimiz hafta birçok kez bu yazıyı yazmaya oturdum ama beceremedim. Düşüncelerim ve hissettiklerim her seferinde öyle ağırlaştı ki kelimelerle hafifletemedim, hafifleyemedim. Bu köşede bugüne kadar pandemi sürecinin özellikle bağımsız tiyatroları ne kadar derinden yaraladığından ve bu yaraların kabuk bağlaması için hiçbir desteğin bulunamamasından yakındım. Şimdi ise şunu sormak istiyorum, peki bu salgından önce tiyatromuz hasarsız, sağlıklı ve mutlu muydu?

Tiyatro okulu sınavlarından başlar “savaşmak”. Öyle öğretilir. Seninle aynı hayali paylaşan yüzlercesine okulun bahçesinde beklerken düşman kesilirsin. Abilerin, ablaların yanına gelip diğer adayları gösterir, kıyaslar, dalga geçer, uyarır, küçümser. Seni motive ettiklerini düşünürler. Okulu kazanırsın üst sınıflarından biri gelip yanına çocukluktan yadigar kaşındaki ize bakarak “Sınavda boyadın mı kaşını? Böyle nasıl aldılar ki seni?” der. Şaşırır, üzülürsün. Sonra öğrenirsin ki, sana sınavda destek veren abinden nefret edermiş, seni hiç tanımamasına karşın artık senden de nefret edecekmiş.

Sevdiklerin için dua, sevmediklerin için ah edersin

Ömürlük bir yol arkadaşlığı yapacağın sınıf arkadaşlarınla dövüşürsün sonra. Çünkü öyle görürsün senden öncekilerden, eğitmenlerin bu ateşi körükler sürekli. Gruplara ayrılırsın, bahçe köşelerine çekilip dedikodu yaparsın, beğenmezsin başkalarının yaptıklarını, hep daha iyisini bildiğini sanırsın. Koridorda okul oyunlarındaki rol dağılımının asıldığı panonun önünden geçer, sevdiklerin için dua, sevmediklerin için ah edersin. Senin çalıştığının sahneler, oynadığın oyunlar, hazırladığın ödevler iyidir hep, öyle sanırsın. Kulp takmayı, beğenmemek için bahane yaratmayı, birbirinin ardından kuyu kazmayı, kazanmak için kirli oynamayı öğrenir, mezun olursun.

Gelirsin tiyatronun kalbinin attığı İstanbul’a. Herkes gibi kendine bir yol bulmaya çabalarsın. Geçmişte yaptıklarına, hissettiklerine bakıp okul arkadaşlarınla çocukluk işte ya deyip kahkahalar atarsın, utanırsın da birazcık. Zamanının rakipleri bu büyük şehirde ayakta kalman için en büyük destekçilerin olur. Profesyonel tiyatro hayatının bambaşka olacağını düşünürsün ama yanılırsın.

Saç saça baş başa kavgalar edildiğini görürsün

Şehre alışıp çalışmaya, farklı meslektaşlarınla tanışmaya, bu yeni yolculuğu keşfetmeye başlarsın ve anlarsın ki okul yıllarında yaşananlar ne kadar masummuş. Tiyatroların önünde saç saça baş başa kavgalar edildiğini görürsün, izlemeye gittiğin bir oyunun perde arasında kolundan bir köşeye çekilip “Bizim tiyatromuz hakkında konuşuyormuşsunuz arkadaşlarınızla sizleri silerim” diyen ve ardına galiz küfürler ekleyen meslektaşına tam anlamıyla şok içinde bakarsın, oyuncu seçmesine katılan gencecik bir oyuncuya yaptığı işleri sorup sonra o işlerin ne kadar rezil olduğunu söyleyen yönetmen hikayeleri dinlersin, izlediği oyundan sonra sohbete kulise davet edilip tüm gece surat asarak, tek kelime etmeyerek oturan meslektaşını anlamaya çalışırsın, kapalı kapılar ardında kurulan dedikodu kazanlarının içine nedenli nedensiz herkesin atılıp kaynamalarını zevkle seyreden meslektaşlarını görürsün. Kendini görürsün. Alışıp bu çarka kolunu bacağını kırarsın.

Biz neden konuşamıyoruz?

Ömrümüzde ilk kez yaşadığımız bu salgın bile bizi bir araya getiremedi. Hep daha iyisini, daha doğrusunu biz biliriz sandık. Dinlemeyi unuttuk, saygı göstermeyi unuttuk, ortak bir hayalin peşinden koşan bir avuç insanlar olarak biz, bizi sevmeyi unuttuk. Neyi paylaşamıyoruz? Parayı mı, şöhreti mi, ölümsüz olma tutkusunu mu? Biz neden konuşamıyoruz? Biz, faşist düzene direnen sanat üreticileri, neden kendimizden başka, farklı düşünen, üreten diğerlerine saygı duymuyoruz? Biz, dünyayı daha bir yer hale getirme hayali olanlar, neden birbirimize iyi gelmiyoruz?

Pandemi, tiyatro dünyamızda uzun yıllar etkisini hissettirecek hasarlar bıraktı. Bir destek de gelmeyecek, artık bunu biliyoruz. Bu enkazı temizleyip yeni bir tiyatro dünyası inşa etmek bizim görevimiz. Hayalim, bu yeni dünyada nefretten çok sevgiye, ötekiden çok birliğe, yargıdan çok övgüye dönelim yüzümüzü. Tiyatromuzun en büyük düşmanı tiyatrocu olmasın.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.