2022-03-22 17:43:57

Sen ‘sanatla’ yaşamaya bak!

Deniz Ali Tatar

22 Mart 2022, 17:43

Art arda gelişen olayları takip etmek, hakkında bir şeyler oluşturabilmek hakikaten zor geliyor dışarıdan bakıldığında… Ama sanatla ilgiliyse bu olaylar, sevmezseniz ve keyif almazsanız olmuyor. Bu hafta takip ettiğim gelişmeler de, uzun uzun ve dolu dolu geçen etkinlikleriyle dolu. Öncelikle Şebnem Bozoklu, Rıza Kocaoğlu ve Melisa Doğu’nun rol aldığı “Aşk Geçmişim” oyununu izledim. Oyun, muazzam dekor yapısı ve üstün oyunculuk performanslarıyla dikkat çekiyor. Ardından bu yıl 14.sü gerçekleştirilen ve Bolu’da düzenlenen Rotary “Rofife” Uluslararası Kısa Film Festivali’nde sinema dolu harika 4 gün geçirdim. Son olarak ise Netflix’te yayına giren yeni Türk yapımı film, başrollerini Aslı Enver ve Kaan Urgancıoğlu’nun paylaştığı “Sen Yaşamaya Bak” ı izledim.

Bir aşk, bir ilişki bu kadar rayından çıkabilir mi: Aşk Geçmişim

Bazen hayattaki o ‘aşk’ şansı yanımızda, dibimizde oluyor da biz göremiyor muyuz? Aşkını doya doya yaşayanlar da var, hiç yaşayamayanlar da... Bazen bir kadının gözünden farklı bir erkeğin gözünden farklı gelişebiliyor bütün bu olaylar… İskoç yazar D.C. Jackson’ın yazdığı oyundan uyarlanan “Aşk Geçmişim” oyununu nihayet izleme şansı buldum. Şebnem Bozoklu, Rıza Kocaoğlu ve Melisa Doğu’nun rol aldığı oyun, Amy ve Tom’un aşk hayatlarını anlatmaları üzerine hem komedi hem romantizm ögeleriyle dolu dinamik bir oyun.

Tuğrul Tülek’in yönettiği oyun, bir anda başlayan hızlı anlatım şekliyle il başka izleyeni zorluyor gibi görünüyor. Ancak ilerleyen dakikalarda oyunun dinamik hızına yetiştiğinizde fark ediyorsunuz ki, zevkli”ve eğlenceli bir senaryosu var ‘Aşk Geçmişim’in… İki katlı dekoruyla ve bölümlü yapısıyla görsellikte de başarılı olan oyunda, neredeyse her ögenin bir kutuda resimlendirilmiş şekli bile ‘uniq’ geliyor. İlişkiler üzerine bir süre izleyicide düşünme zamanı sağlıyor film, işte bazen mutlu olmak iki dudağının arasındaki söze bağlıdır sanki… Her ilişkide umduğunu bulamazsın, doğru insanı bulmak çaba ve emektir, ki yanı başında bile olsa…

Rıza Kocaoğlu ve Şebnem Bozoklu, karakterlerine sıkı sıkıya bağlanmış ve başarılı performanslarıyla sahnede arz-ı endam ediyorlar. Olayları anlatış şekilleri, sahnenin bir ucundan öbür ucuna koşturmaları ve paslaşarak oynamaları gerçekten takdir edilesiydi. Oyunda aslında arkalardan gelen, ama performansıyla öyle bir parlayan birisi var ki… tipten tipe giren, adrenalini had safhada hissettiren bir Melisa Doğu izliyoruz. Son dönemde Yasak Elma dizisinde canlandırdığı Asuman karakteriyle de severek takip ettiğim Doğu, oyunda üstün bir oyuncu olduğunu kanıtlar nitelikte bir performans sergiliyor.

Aksiyonsuz bir filmi izlemeye devam eder misin: Sen Yaşamaya Bak

Büyük bir Aslı Enver hayranı olarak merakla beklediğim “Sen Yaşamaya Bak” filmi, geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayına girdi. Enver’in başrolü Kaan Urgancıoğlu ile beraber paylaştığı film, bekar bir anne olan Melisa’nın başından geçenlere odaklanıyor. Ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen Melisa, “Oğlum Can’ı kime emanet edeceğim?” sorusunu soruyor kendine. Hayatına bir anda giren bir adamla aşk yaşayacağını tahmin bile edemeyen Melisa, aslında bir sır sarmalının içinde kalmıştır…

Dinamiği çok başarılı bir senaryo inşa eden senarist Hakan Bonomo, özellikle sanat ve hatıra üzerine dikkat çeken detaylara sahip ve ayrıca şaşırtıcı bir labirentli yolla asıl hikayesini anlatan kaliteli bir film yazmış. Felaketleri daha çok hayal gücü ile anlatma stili dikkat çekerken; Aşk, arkadaşlık, dram, duygu ve sevgi üzerine olan hikayesi de samimi yerden yaklaşıyor. Tabi bazı aşk filmi klişelerine düşmüyor değil film, müzik mesela. Filmin müziğe bu kadar boğulması eksi bir etki, zaten o duyguyu oyunculuklarla ve görüntü diliyle algılıyoruz sanki… Tuvalet kağıdının filmde başlangıçta yarattığı anlamsız his, bir süre sonra git gide anlam kazanıyor ve hikayeyle bağ kurabiliyor. Ara ara giren deniz detayı da izleyicide merak bıraktıran bir diğer konu aslında.

Finalde bir anda beklenmedik bir bağlantı durumu yaşanıyor ve bunun ‘dannn!’ diye olması konusunda izleyeni şaşırtan senaristi bir kez daha tebrik etmek gerek. Anne ve oğul arasındaki bağın yakalanmasındaki en güzel sahne ise, ikisinin duvarlara ellerini sürterek birbirilerinden güç alma halleriydi. Ayrıca Aslı Enver ve İbrahim Kendirci’yi geçmiş fotoğraflarla bir araya getirme fikrini de çok sevdim, eski bir Kavak Yelleri hayranı olarak geçmişe bir yolculuk yaptırdı aslında.

Deli dolu kızımız Aslı Enver, karakterine sıkı sıkıya bağlanmış şahane performansıyla göz dolduruyor. Muazzam sesiyle “Ben Ölmeden Önce” şarkısına kattığı yorum da son derece ruh dinlendirici bir his katıyor. Çocuk oyuncu Mert Ege Ak ile yakaladıkları anne-oğul uyumu da dikkat çekiyor, performansı da yaşına göre ve hikayedeki konumuna göre şahane. Kaan Urgancıoğlu’nun Aslı Enver ile uyumu da gözden kaçmazken, anne oğulun yanında uyumlu bir eşliği de söz konusu. Ayrıca filme tatlı bir renk katan Ezgi Şenler’i de es geçmemek gerek. Aslı Enver ile o kadar uyumlu bir arkadaş olmuşlar ki, o enerjiyi dışarından bir göz olarak hissedebiliyorsunuz… Hakan Ketche’nin yönetmenlik performansını da alkışlamadan sonlandırmak istemiyorum yazıyı… Sen Yaşamaya Bak benim için, Netflix’te yayınlanmış yerli orijinal filmler arasında “Geçen Yaz” ın ardından en başarılı film oldu. Umarım Netflix yapımlarında daha da iyi yerlere gelmeye devam ederiz…

Sanatla dolu dört gün, Bolu ROFİFE’de yaşandı

Yedinci yılında belgesel filmim “Ali: Ana Yarısı” ile ödül aldığım ve sonrasında ekibinde görev almaya başladığım Rotary ‘ROFİFE’ Uluslararası Kısa Film Festivali, on dördüncü yılında Bolu’da düzenlendi. Usta sanatçılarla kısa filmcilerin bir araya geldiği festival, bembeyaz karların altında sımsıcak dört gün yaşattı herkese… Bolca hazırlık sürecinde de dahil olduğum festival, Bolu’da yıllar sonra i,lk kez uzun zaman geçirmemi sağladı. Bu sayede Bolu sokaklarını ve lezzetlerini de tatma şansı bulurken, bir yandan da üniversiteyi de görmüş oldu. Rofife’nin üniversitelerle olan bağını, öğrencilerle sanatçıları ve kısa filmcileri bir araya getirme hareketini seviyorum. Aslında en çok üniversitelerde okuyan öğrencilerin sektörden isimlerle tanışmasına, onlarla bağ kurum iletişim halinde olmalarına ihtiyaçları var. Bu yüzden Rofife iyi ki var… Yıllardır festivalde partnerlik yaptığımız sevgili Burcu Şenkal’ı da bu yılki başarıda büyük bir emeği olduğu için kutluyorum.

İlk günü Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde başlayan festival, ROFİFE Ana Komite Başkanı Rtn. Enver Günay’ın konuşmasıyla başladı. İletişim fakültesi öğrencilerine yönelik konuşan Günay’ın öğrencilerle sinemayı bir araya getirme girişimlerinin devam edeceğini söylemesi, gerçekten umut vericiydi. Çünkü bu süreçte sohbet etme şansı bulduğum Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğrencileri, gerçekten de sinemaya aşıklar ve bu tür etkinliklerin Bolu’da daha çok olmasını istiyorlar. Umarım Bolu’da sanata dair etkinlikler, bu vesileyle daha çok olur ve devamı gelir. Sevilen oyuncu Laçin Ceylan’ın konuşmacı konuk olduğu söyleşi, sohbetin oyunculuk üzerine olmasıyla beraber tüm öğrencileri yakaladı. Hemen ardından ‘Kusursuzlar ‘ ve ‘Son Çıkış’ gibi başarılı filmlerin yönetmen Ramin Matin’in konuk olduğu festival sohbetleri, ilk gününü tamamladı. Benim moderatörlüğünü yaptığım sohbet, bir yönetmenin yolculuğu konusunda öğrenciler için faydalı ve anlamlı bir söyleşi oldu. Ertesi gün ise, yönetmen Soner Sert ile yaptığımız sinema sohbeti ile festivale devam ettik. Sinema yoluculuğu ve yaptığı diğer işlerden söz eden Sert, öğrencilerden gelen yoğun sorularla karşılaştı ve güzel bir söyleşiyi daha tamamladık.

Genç yetenekler, ustalarla ROFİFE’de bir araya geldi

Ödül töreni için ise yoğun bir hazırlık süreci geçirdik. Töreni sunan Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nden Doç. Dr. Burcu Günay ve Bolu Rotary Kulübü Başkanı Hakan Karabaş, törene hakim ve hazırlıklı bir sunum gerçekleştirdiler. Aynı zamanda rejide sorumlu olan Burçin Şenkal ve ekibi de akış sürecini çok iyi yönettiler. Konuk olan sanatçılar ve kısa film ekipleri de festivalden çok memnun kaldıklarını belirten cümleler söylediler. Ustaya Saygı ödülü, merhum sanatçı Tarık Ünlüoğlu adına eşi oyuncu Gülenay Kalkan Ünlüoğlu’na verildi. Festivalden memnun kaldığını belirten cümleler kuran ve Tarık Ünlüoğlu’nu unutturmadıkları için tüm ekibe teşekkürlerde bulunan Kalkan, festivalde güler yüzüyle bulundu. Ödülü alırken ağlamamak için kendini zor tuttuğunu söyleyen Gülenay Kalkan Ünlüoğlu: “Hani derler ya, unutmadığımız sürece onlar hep diridirler diye. Bence Tarık da bugün aramızda ve bizi seyrediyor.” diyerek aslında bir kez daha Tarık Ünlüoğlu’nu sevgiyle tüm salonla beraber andı.

Onur ödülü alan usta sanatçı ve son olarak rol aldığı “Koridor” filmiyle birçok festivalden ödül alan Emel Göksu ve filmlerin aranan oyuncusu haline gelen sıra dışı sanatçı Ayşenil Şamlıoğlu, herkese güç veren kelimeler söylediler. Kültür alışverişi yapılmasının önemli olduğunu belirten Göksu, festivale gençleri teşvik etmesi ve genç yeteneklerle ustaları bir araya getirmesi açısından kutladığını belirtti. Emek ödülüne layık görülen Ayşenil Şamlıoğlu ise, bugüne kadar verdiği emeği için ‘iyi ki verdin sen bu emeği’ diyen herkese çok teşekkür ederek herkese şefkatli bir elin dokunmasını temenni etti.

Festivale güler yüzü ve hoş sohbetiyle renk katan sevilen oyuncu Selim Bayraktar, sanata verdiği destekle biliniyor. Tanımaktan büyük bir onur ve mutluluk duyduğum Bayraktar’a, festival tarafından ‘Başarı Ödülü’ verildi. Aldığı bu ödülle mesleğine duyduğu aşkının onurlandığını söyleyen Bayraktar, geceye Anadolu topraklarının 52 uygarlığa kucak açtığına değinerek İkarus’un hikayesini anlatmasıyla damga vurdu. Festival kapsamında verilen ve duayen sanatçı Tamer Levent tarafından takdim edilen ‘Sanata Evet Ödülü’ de oldukça anlamlıydı. Ödül, sanatçı Umut Karadağ’a takdim edildi.

İranlı yönetmenin azmi herkese umut oldu

Festivale katılmak için İran’dan kalkıp Bolu’ya gelen Soheila Pourmohamadi’nin azmi, hepimize umut verdi. Yönettiği ‘The Savior’ filmiyle festivalden kurmaca dalında birincilik ödülü alan Pourmohamadi, festivalde olmaktan duyduğu mutluluğu belirtti. İran dışından aldığı ilk ödül olduğunu belirten yönetmen, ne İngilizce ne Türkçe bildiğini, ilk kez İran dışına çıktığını ve festival ekibi tarafından samimiyetle karşılandığını sözlerine ekledi. Kurmaca kategorisinde yer alan “Aynı Gecenin Laciverti” filmini daha önce izleme şansı bulmuştum. Daha önceki filmi “Sirayet” vesiylesiyle tanıştığımız Nuri Cihan Özdoğan’ın bir önceki filminden fark yarattığını düşündüğüm film hem kurmaca dalında ikincilik, hem de bize sürpriz olan ‘En İyi Afiş’ ödülüne değer görüldü.

Vildan Atasever ve Engin Yüksel’in rol aldığı başarılı filmin bu ödüle değer görülmesi, beni en çok sevindiren gelişmelerden oldu. Ayrıca izlediğim filmlerden Susku Ekim Kaya’nın “Will You be my Quarantine?” filmi de farklı gelen ve değişik bulduğum güzel bir deneysel film oldu. Belgesel kategorisinde takip ettiğim; birincilik ödülü sahibi Ezel Avcı yönetmenliğindeki “Ölüm Kozası” ve ikincilik ödülü sahibi olan Onur Kıratlı ile Alter Güven’in yönettiği “Benim Dünyam: Mert” filmleri de toplumsal sorunlara değinen ve kimi zaman iç dünyadan gerçek hikayeler sunan halleriyle dikkatimi çeken yapımlar oldular. 

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.