Bazen bir film, danışana seanslar boyunca zor anlatılan kör noktaları görünür kılar. Anlam perdeleri aralanır; kişi, kendinde göremediği işlevsiz olanı bir başkasının hayat kesitlerinde fark eder. O mekanizmanın nasıl çalıştığını anlar, zihinde bir ampul yanar. “Bir film izledim, hayatım değişti” cümlesi tam da buradan doğar.
Sineterapinin gücü, çoğu zaman kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde ortaya çıkar. Bir bakış, bir sessizlik, bir yutkunma, yalnız olmadığımızı hissettirir. İzleyen kişi, kendi hayatında görmezden geldiği ya da bakmaya cesaret edemediği süreçleri, bir karakterin hikâyesinde güvenli bir mesafeden görür. Direnç boyut değiştirir, savunmalar gevşer. “Bu tam bana da böyle oluyor” farkındalığı doğar. Zihinde yanan o ışık, yalnız anlamayı değil, iyileşme ihtimalini de beraberinde getirir.
FİLMDE GASLIGHTING'İN KARŞILIĞI
Alice, Darling filmi, gaslighting olgusunu güçlü bir sinemasal karşılıkla anlatır. Narsistik bir partnerin bir kadının aklıyla nasıl oynadığını, onu benliğinden nasıl uzaklaştırdığını ve kendi yörüngesine nasıl aldığını sahneler üzerinden gösterir. Algı ile oynama, özgüveni aşındırma ve kişinin kendi zihnine yabancılaşması adım adım görünür hâle gelir.
Gerçeklik algısını aşındıran bu manipülasyon biçimi, ilk olarak 1944 yılında Gaslight filminden hareketle adlandırılmıştır. Hikâye, Ingrid Bergman’ın canlandırdığı Paula karakterinin, âşık olduğu Gregory ile evlendikten sonra yaşadığı tuhaf olayları anlatır. Gregory Paula’yı evde yalnızlaştırarak kontrolü altına alır. Sistemli manipülasyonlarla onun akıl sağlığını sorgulatır, gaz lambalarının ayarlarıyla oynar, onları kısar söndürür. Paula “burası karanlık oluyor” dedikçe, Gregory, “Hayır, karanlık değil, sorun ışıkta değil, sende” mesajı verir.
NARSİSTİK KONTROL VE İZOLASYON
Alice, Darling (2022) de Alice’in partneri Simon’la olan ilişkisinde yaşadığı şey tam olarak böyledir. Simon ressamdır, atölyesi vardır, sergi açar. Sergiye Alice’in arkadaşlarından Sofi gelir, Tez gelmez. Simon Alice’in arkadaşlarıyla görüşmesine müdahale eder. Bunu onun kendi kararıymış gibi zihnine yerleştirir. “Onlarla görüşmek istemiyorsun, sana iyi gelmiyorlar” diyerek beynini yıkar. Simon, Alice’in sadece kendi uydusu olmasını ister. Narsistik ilişkide kişi karşısındakini kendine bağımlı kılar, zayıf hissettirir, kendini kurtarıcı gibi konumlar.
Şiddet bazen bağıra bağıra gelmez, fısıldayarak, zihne girerek gelir. Narsistik ilişkilerde başta görünmez şiddet vardır. Sistematik ilerler.. Bu “Seni düşünüyorum” sosuyla yapılır. Kişi neyin içinde olduğunu anlayamaz. Kendini sorgular. Nankör hisseder. Minnet, suçluluk ve utanç duygularının altında ezilir.
PSİKOLOJİK KONTROL VE BEDENSEL TEPKİ
Simon’ın kontrolü arttıkça Alice’in iç sesi kısılır. Sürekli arar, konum ve fotoğraf ister. Onun zihnine yerleşir. Sürekli gözü üzerindedir, şekerli şeyler yemesine izin vermez. Yiyeceklerini seçenek gibi sunar ama seçenekler kendisinindir. Kararı yine o verir. Alice’in iç gerilimi artar, yeme bozukluğunun yanında Alice’te saç yolma davranışı görülür. Yapılan manipülasyon çığ haline dönüşmektedir. Alice’in yaşadığı, içsel gerilimin dışa vurumudur; çünkü söze dökülemeyen bedenselleşir. Saç yolma, onda geçici bir rahatlama sağlar. Çoğu zaman nasıl olduğunun farkında bile değildir. Kapalı odaların ardında saçlarını yolar ve yumak yumak yapıp yerlere atar.
KADIN DAYANIŞMASI VE KENDİNE GELİŞ
Alice bulunduğu durumuna karşı kördür, oksijeni tükenmektedir. Arkadaşlarının ısrarıyla Tez’in doğum günü için çocukluklarının geçtiği yere gider. Yakındayken Simon’ın etki alanındadır, uzakken telefonla kontrol sürer. Tez ve Sofi onun davranışlarından bir şeylerin yolunda gitmediğini anlarlar ve fark ettikleri şeylerle Alice’i yüzleştirirler. Başlangıçta inkâr devreye girer; bir süre sonra Alice durumunun ayrımına varmaya başlar ve kabullenme gelir. Arkadaşlarının otantik hayatları yanında, kendisi olmadığı sahte bir benliğe bürünmüştür. Sürekli tetikte, birinin ekseninde ve uydusu olma hali onu cansızlaştırmaktadır. Kapalı kapıların ardında yatağında, boş boş düşünürken saçlarını yolar aynı anda camın önünde can çekişerek ölmekte olan yusufçuk böceği kadraja girer. Simon artık zihninin içerisindeki susmayan sestir ve kendi sesi susmuştur.
Alice hayatın dinamizmi içerisinde yer alamamaktadır. Hayattan hiç keyif almaz. Bir gün Tez Alice’i denizde sörf tahtasının üzerinde durmaya çağırır. Tahtanın üzerinde durmaya çalışan Alice birdenbire dengesini kaybeder ve deniz düşer; ardından kulaklarını kontrol eder. Küpeleri bu ani düşme nedeniyle suya düşmüştür. Alice durumu fark etmesinin ardından suya defalarca dalıp küpeleri bulmaya çalışır. Otuz metreden daha derin olan suya nefesi kesilene kadar dalar. Tez ona yaptığının yanlışlığını anlatır. Bir süre sonra Alice yorulur ve sahile çıkarlar. Tez’in sorması üzerine küpelerin Simon tarafından alındığını öğreniriz. Alice’in canı pahasına küpeleri araması, Simon tarafından eleştirilmeye, sorgulanmaya mecalinin kalmamasındandır. Hep onun kalıplarına uygun olduğunda o sahte ve kibirli sevgisini hissettirmiştir. Onun istediği şeyleri yerse, giyerse, takarsa… onu sevecektir. Bu koşullu bir sevgi anlayışıdır.
Eve döndükten sonra arkadaşları Tez ve Sofi ilk olarak Alice’in telefonunu saklarlar. Simon’un çekim merkezinden çıkan Alice flashbacklerle Simon tarafından aşağılanmaları, yargılamalarını, onun açtığı değersizlik çukurundaki debelenmelerini düşünmeye ve sorgulamaya başlar. Arkadaşları sayesinde başka bir hayatın mümkün olduğunu görür.
KOPUŞ ANI
Simon adresi bulup Alice’i götürmek için gelse de O artık önceki Alice değildir. Gitmek istemese de Simon’un arabasına biner, yolda bisikletli bir grup geçtiği için bir süreliğine durmak zorunda kalırlar. Sofi, koşarak arabaya yetişir arka cama baltayı indirir. Cam tuzla buz olur. Arabadan inerler. Simon yine beyin yıkayıcı sözleriyle Alice’i etki altına almaya çalışır. Bu kez başaramaz. Sofi’nin baltası metaforik olarak Alice’i sımsıkı saran onu nefessiz bırakan ilişki sarmaşığının köküne vurulmuş gibidir. Alice’e sarılan sarmaşık çözülür. Alice nefes alır, artık özgürdür.