“Gibi, dalağı düşük bir oyuncu olduğumu öğretti”

RÖPORTAJ

Oyunculukta proje şansı ve performansının doğru karakterle özdeşleşmesi çok önemli. Hele ki izleyicide bir karşılığı ve günümüzde özellikle sosyal medyada yankı uyanıyorsa, bunun büyük bir katkısı oluyor kariyer yolculuğuna. “Gibi” dizisinde canlandırdığı Ersoy karakteriyle bir anda adeta fenomen bir hale dönüşen Ahmet Kürşat Öçalan, adeta bu durumu yaşayan şanslı oyunculardan biri haline geldi. Daha önce pek çok projede rol alan Öçalan’ı, Ersoy karakteriyle artık tanımayan yok. Bizde sevgili Ahmet Kürşat Öçalan ile, Ankara’da başlayan oyunculuk serüveninden başlayarak, reklam oyunculuğu dönemini, Gibi dizisine dair merak edilen her şeyi, Pera Palas’ta Gece Yarısı dizisini, senaryosunu yazıp başrolünde yer aldığı Donadona filmini ve gelecek planlarını konuştuk. Gibi dizisinin her bölümünü en az üç kez izlemiş olduğunu söyleyen Öçalan, çekim sürecinde yaşadığı ilginç detayları da bizimle paylaştı. Kendisine bir kez daha teşekkür ederek, hızlıca sohbetimize geçelim…

“İlkokulda seçmiş olduğum mesleğin benim için en uygun meslek olduğunu anladım”

Bilkent Üniversitesi’nde İktisat Bölümü okumanız ile başlayan süreç, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimi almanızla ilerliyor. Peki İktisat okurken oyunculuğa kaymanız nasıl gelişti? Oyunculuk daha küçük yaşlarda da belli olan bir şey miydi hayatınızda?

Evet, henüz 8-9 yaşındayken oyuncu olmak istediğimi hatırlıyorum. İlkokulda bir piyes düzenlenmişti, hemen yazdırmıştım ismimi. Ardından Lise sonda okurken üniversiteli bir grupla bir oyuna çıkmıştım. İlk sahne tozunu ilkokuldayken yutmuştum, ardından lise sonda da pekişmişti oyuncu olma isteğim böylece. Konservatuvar okumak istesem de çok da büyük bir tutkum yoktu. Kastamonu’da okuduğum için oyunculukla ilgili çok fazla yön gösteren de olmadı aslında. Ailemin de yönlendirmesi ile Bilkent İktisat’a gittim. İyi ki de gitmişim, çok fazla şey öğrendim, çok da önemli dostluklar edindim Bilkent’te. Üniversitede de tiyatro yapmak istedim fakat nasip olmadı. Son dönemimdeyken Ankara’ya Müjdat Gezen Sanat Merkezinin konservatuvarının açılacağı haberini aldım. Sınavına girdim, kazandım. Bilkent’in son döneminde böylece bir yandan da Müjdat Gezen’de okumaya başladım. Bilkent’e sınavdan sınava uğruyordum. Bütün günüm MSM’de geçiyordu. Oyunculuk okurken henüz ilkokulda seçmiş olduğum mesleğin benim için en uygun meslek olduğunu da anlamış oldum.

Profesyonel anlamda oyunculuk, Kanıt ve Behzat Ç. dizileriyle başlıyor sanırım. İlk set gününüzü hatırlıyor musunuz? Bir anda hiç bilmediğiniz bir ortamda nasıl bir süreç ilerlettiniz?
Ankara’da Müjdat Gezen’de okurken Behzat Ç’nin başlayacağını öğrenmiştim. Ankara’da hepimizin malumu çok fazla imkan yok televizyon özelinde. Bu yüzden kamera önü anlamında da bir deneyim yaşamak istedim. Audition'larına katıldım. Ardından çilingir rolü için seçildiğimi söylediler. Tabii çok mutlu olmuştum haberi aldığımda. İlk set günümü aslında yarım yamalak hatırlıyorum. Tek hatırladığım şey heyecanlı olduğum. Şans eseri aynı bölümde 2 sınıf arkadaşım da başka rollere seçilmişti. Bölüm yayınlandığında da hep beraber izlemiştik. Çok keyifliydi. Süreci nasıl ilerlettiğim konusuna gelirsek, akışına bırakmıştım sanıyorum. Sorunsuz bir setti, güzel geçmişti. O da ayrıca tabi iyi hissettirmişti.

Her şeyin başlangıç yeri Ankara sanırım. İktisat okumaktan Behzat Ç’de rol almaya doğru ilerleyen bir süreç. Ankara’nın bu anlamda nasıl bir yeri var hayatınızda?

Ankara, hayatımda şu an yer aldığım noktayı belirledi diyebilirim. Orda oyuncu oldum, orda öğrendim, orda çok büyük dostluklar edindim. Üstelik Ankara tüm bunları bir gün İstanbul’a gideceğimi bile bile verdi bana.

“Cast direktörlüğünde işe başladım, audition çekmeye başladım”

Bu süreçte pek çok reklamda oynamanızın yanı sıra, diziler de devam ediyor. Reklam oyunculuğunda da gerçekten şahanesiniz ve sesini iyi kullanabilen ender oyunculardansınız bence. Reklam oyunculuğu süreci nasıl bir dönemdi?

Çok teşekkür ederim düşünceleriniz için. İstanbul’a geldiğimde Ankara’daki arkadaşlarımın önerdiği bir ajansla görüşmeye gittim. O ajans daha ziyade reklamlara oyuncu gönderen bir ajanstı. Bu vesile ile reklam audition'larına sıklıkla gitmeye başladım. Daha sonrasında arka arkaya işler olmaya başladı. Ardından hep audition'lara gittiğim cast direktörlüğünde işe başladım. Audition'ları çekmeye başladım orda. Orası da bana gerçekten çok büyük tecrübe kazandırdı. Böylece reklam dünyasında bir ölçüde hem kamera arkasında hem de kamera önünde yer almış oldum.

Bir projeden teklif geldiğinde karar verme süreciniz nasıl ilerliyor? Neye göre senaryoları değerlendirip, karaktere bakıp o rolü kabul edersiniz?

Aslında gelen teklifin üzerine uzun uzadıya düşünüp karar verme sürecine girebileceğim bir pozisyonda değildim şimdiye kadar. Yani hiçbir zaman “var bir kaç proje, şu an senaryo okuyorum” oyuncusu olmadım. Ama reklam özelinde konuşmak gerekirse, işin yönetmeni ve senaryosu aslında en önemli belirleyici faktör oluyordu benim adıma. Gibi özelinde konuşacak olursam da, Kader (cast direktörümüz) “Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi’nin bir işi başlayacak, bir audition metni gönderiyorum” dediğinde üzerine çok fazla düşünmeme gerek yoktu zaten.

Netflix’te yayınlanan “Pera Palas’ta Gece Yarısı” dizisinde de otel görevlisi rolünde gördük sizi. O karakter de eğlenceliydl ve renk kattı bence diziye. Pera Palas süreci nasıl geçti sizin için?

Gibi’nin ilk sezonunun son set gününde, Emre Şahin’in Pera Palas’ta bir rol için beni istediği haberini aldım. Emre hoca ile daha önce Ottoman Rising’de çalışmıştık. Çok değerli bir insan ve çok da iyi bir yönetmen. O yüzden rolü direkt kabul ettim açıkçası. Pera Palas cidden çok büyük bir prodüksiyondu. Çok büyük bir emeğin harcandığı güzel bir işti. Hem Hazal Kaya ile hem de Tansu Biçer’le oynamak da çok güzeldi benim adıma.

“Gibi’nin içinde bulunmasaydım, büyük bir fanı olurdum”

Exxen’de son olarak ikinci sezonu yayınlanan “Gibi” dizisi adeta fenomen oldu. Her bölüm ben de kendimi gülmekten tutamadığım bir şekilde buluyorum kendimi diziyi izlerken. Yılmaz, İlkkan ve Ersoy, her bölüm bambaşka hikayelerin içerisinde buluyor kendilerini. “Gibi” dizisi sizin için nasıl bir süreç?

Gibi, benim için harika bir süreç. Bunu defeatle söylüyorum, eğer içinde bulunmasaydım kesinlikle büyük bir fan’ı olurdum. Kendimi bu işin parçası olmaktan dolayı cidden çok şanslı hissediyorum. Her zaman benim için ayrı bir yeri olacak Gibi’nin.

Gibi dizisine dahil olma sürecinizi de oldukça merak ediyorum. Feyyaz Yiğit, Aziz Kedi, Kıvanç Kılınç ve Ömer Sinir ile dizi için ne zaman bir araya geldiniz ve bu iş birliği nasıl gelişti? Dizide aranızdaki enerjinin yansıdığını hissedebiliyoruz ama, set dışında nasıl ilişkileriniz var?

O sıra Donadona filminin çekimindeydim. Kader aradı, ‘Çok güzel bir iş başlıyor, castını da ben yapıyorum, audition göndereceğim sana da’ dedi. Benim dizi audition'larından pek haberim olmazdı, genelde yayınlandığında haberim olurdu dizilerden. Feyyaz’ların işi olduğunu söylediğinde inşallah olur demiştim. Meşhur kahvaltı sahnesinden bir kesiti oynadım. Role uygun görüldüm ve Ersoy olarak 4. bölümde yer aldım. Ardından sağ olsunlar 3 bölüme daha yerleştirdiler. 1 bölüm olarak girdiğim dizinin ilk sezonunda böylece 4 bölümde yer almış oldum. İlk kez okuma provasında karşılaştım hepsiyle. Hepsi çok yetenekli olmalarının yanı sıra çok da mütevazı insanlar. Set dışında da yoğunluktan mütevellit ara ara görüşebiliyoruz, fakat telefonlaşıyoruz.

Ersoy’un hikayeye girişi, babaannesinin Erasmus'la gelen bir yamyam tarafından yenmesiyle başlıyor. Ara ara hikayeye dahil olan Ersoy, bir süre sonra Yılmaz ve İlkkan’dan ayrılamaz hale geldi. Aslında çok utangaç ve zor parlayan bir tipe sahip gibi. Ersoy’u siz nasıl tanımlıyorsunuz ve karakteri kendinizde ne kadar yakın ya da uzak görüyorsunuz?

Ersoy, arkadaş grubunun çimentosu diyebiliriz belki de. Ara bulucu, uyaroğlu, iddialı olmayan, kendi halinde, sakin bir mizaca sahip bir karakter. Tabii içinde zaman zaman biriken öfkesini de hiç beklenmedik anlarda ortaya çıkarması onu biraz sürprizli kılıyor. Ersoy’un bana benzeyen tarafları var elbette. Ben de sakin mizaçlı biriyim, kolay kolay öfkelenmem. “Farketmez ben size uyarım” tarafım da var zira karar almakta çok hızlı değilim, özellikle ne yiyeceğimiz konusunda (Gülüyor). Ama olur olmadık yerlerde büyük patlamalarım yoktur Ersoy’daki gibi. Daha dengeliyim Ersoy’a göre.

İlk sezonda dahil olduğunuz Easmuslu yamyam bölümü, benim sanırım en favori ve gülme krizine girdiğim bölüm olabilir. Çaça ve Cosplay bölümü de bombaydı. Çay bardağının düşmesiyle yaşanan kalp krizi, gelin başıyla beraber yaşanan tuhaf olaylar, sokak röportajı sonrası mağarada yaşama süreci gibi daha sayamayacağım komik anlar var. Sizi çekim sürecinde en eğlendiğiniz ya da izlerken gülme krizine gördüğünüz bölümler hangileri?

2.sezonda en çok Çaça ve Cosplay bölümünde güldüm sanırım çekim anında. Yılmaz’ın bize dert anlatmaya çalıştığı, ‘Şevko böyle bir hata yaptı, sen de cırtlayacaksın’ repliklerinin geçtiği sahnede epey bir gülmüştüm. İlk sezonda da Mecit’in mekanında Yılmaz ve İlkkan’ın birbirlerine Yılmazım-İlkkanım diyerek sevgi gösterisinde bulundukları sahnede çok gülmüştüm. Karavanda okuma provası alırken gülüyorum yeteri kadar ki, sete geçtiğimizde daha hazır olmuş olayım. Lakin Feyyaz veya Kıvanç kayıt anında bir anda bazen öyle bir şey yapıyorlar ki, gülmeden durabilmek güç oluyor. Ben çok dalağı düşük bir oyuncu olmadığımı sanırdım, meğer yeteri kadar sınanmamışım. Gibi bana bunu da öğretti.

“Özellikle Vita Brevis bölümü prodüksiyon anlamında da mükemmel seviyedeydi.”

Evde olduğunuz günlerde “Gibi” dizisini izliyor musunuz? Ailenizden ya da çevrenizden nasıl espriler geliyor? Sokakta “Gibi” dizisine tepkiler nasıl?

Her bölümü 3’er kez izlemişimdir sanırım. Bazılarını belki daha fazla. Onun dışında sosyal medyada da çok fazla karşıma çıkıyor zaten. Ailem de arkadaşlarım da Gibi fan’ı oldular =) Sokakta da yürürken tanımadığım birçok kişiyle selamlaşıyorum ve sağ olsunlar diziye olan ilgilerini paylaşıyorlar benimle.

Sosyal medyada adeta fenomen haline geldi “Gibi”… Dizideki sözler ve ‘meme’ler adeta paylaşım rekoru kırıyor. Nasıl gözlemliyorsunuz?

Çok fazla fan sayfası açıldı Gibi adına, bu yüzden de mutlaka sosyal medyayı açtığımda görüyorum Gibi’den bir kesit. Kesitler kendi içinde her ne kadar güzel olsa da bölümün tamamını izlediğinizde daha da anlam kazanıyor. Seyircinin bu kadar ilgi gösteriyor olması mutlu ediyor tabii.

Dizinin sezon finallerindeki tarih yolculuklarına da hayranlık duyuyorum. Taş devri ve Roma dönemi sanırım. İkisinde de Ersoy’dan çok bambaşka karakterler canlandırıyorsunuz. Kostüm giymek, dizi içinde karakterinden başka bir karaktere bürünme deneyimi nasıldı?

Ben çok eğleniyorum bu bölümlerde. İlk sezonki Boyga Hakan da İkinci sezondaki Torus da çok güzel rollerdi. Kostümlerimiz de şahaneydi. Kostüm ekibimiz gerçekten çok başarılı ve büyük bir titizlikle çalışıyorlar. Özellikle Vita Brevis bölümü prodüksiyon anlamında da mükemmel seviyedeydi. Mekanlar da çok güzel tasarlanmıştı. Bu vesile ile herkesin tekrardan eline sağlık.

“Donadona, genel pencereden bakarsak bir ukde hikayesi”

Kaan Arıcı ve İsmet Kurtuluş’un yönettiği ve aynı zamanda senaryosunu yazdığınız “Donadona” filmi, İstanbul Film Festivali’nde görücüye çıktı. Oldukça merak ediyorum ben de filmi. Yapım süreci, hikayesi ve ortaya çıkış süreci hakkında neler dersiniz?

Yapımcımız Ahmet Orhon -ki kendisi benim en yakın arkadaşım olur- bana sürekli bir şeyler yaz çekelim diyordu. Aynısını bir gün İsmet de söyledi. Ben de en çok bildiğim hikayeyi yazmak istedim. Donadona bir oyuncu hikayesi. Ama genel pencereden bakarsak bir ukde hikayesi diyebiliriz. Cast’ın hepsi benim arkadaşım, İsmet ve Kaan’la da daha önce çalışmıştık. İnsanın yazdığı senaryoyu beyaz perdede görmesi cidden çok güzel bir hismiş. Ayrıca benim de oyuncu olarak ilk uzun metrajımdı. Prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yaptık. Şu an yolculuğu üzerine konuşuyoruz. Donadona benim için muhteşem bir deneyim oldu gerçekten.

En çok canlandırmak istediğiniz karakter türü, bir biyografi filmi olsa canlandırmak isteyeceğiniz kişi kim olurdu?

Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Tarihe yön veren birini oynamak çok heyecan verici olsa da aslında, her insan bambaşka bir hikaye getiriyor beraberinde. Büyük tarihi bir olayda sıradan insanı oynamak da güzel, eğer güzel yazıldıysa. Yani esasen özel birini oynamaktan ziyade, iyi yazılmış herhangi bir karakteri oynamak da beni aynı şekilde mutlu eder.

Bir dizi ya da filmin kadrosunda yer alma şansınız olsaydı, hatta yanınıza bir oyuncu da alma şansı verilseydi, bu proje ve oyuncu kim olurdu?

Tek bir hakkım varsa komedi seçeyim madem. The Office diyorum. Steve Carell ile oynamak da çok eğlenceli olurdu. Yanıma da yakın çevremden bir oyuncu arkadaşımı alırdım. Sete çay getirtme hususunda da destek olurdu bana hem (Gülüyor). Oralarda set çayı yoktur, sanmam.

Gelecek için planlarınız belli mi? Oyunculuk konusunda yeni projeleriniz var mı?

Şu an Gibi’nin yeni sezonunu bekliyorum büyük bir heyecanla. Uzun vadede ise Donadona’da olduğu gibi kendi yazdığım bir projeyi hayata geçirmeyi planlıyorum. Bu noktada da Ahmet Orhon’la beraber OA Productions’ı kurduk. İnanıyorum ki beraber çok güzel işler çıkartacağız.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.