2000’lerin unutulmaz dizisi Tatlı Hayat’ın İrfan’ı, Tiyatro Sanatçısı Celal Kadri Kınoğlu, televizyonda Erol Büyükburç’u izlerken o eğlenceli hayata geçmeye karar verdiğini söylüyor.
“Son zamanlarda psikolojiye merak saldım. Her şey psikolojize edildi. Herkes tembelliğine, kendi yanlışlığına, aptallığına psikolojik bir isim bulup kurtuluyor.”
“Ben sevdiğim insanların tarihlerinde gidip gelen biriyim. Zamanda turist olmak gibi… Neyi seviyorsanız, onun zamanında, onun dünyasında, onun düşünme biçiminin etrafında dolanıyorsunuz.”
Celal Kadri Kınoğlu’ndan gençlere, “Sevilmek arzusuyla, maddi sebeplerden uyduruk diziler seviyesinde kalmayın. Yetenekli gençler, en iyisini yapmaya layıksınız. Yapabileceğiniz en değerli şeydir, yaratmaya bakın. Kalite duygusunu, değer duygusunu kendinize geçirin.”
TV’de Erol Büyükburç’u izlerken karar verdi o hayata. Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu’yla perçinlendi. Eğitim düzeyi çok yüksek bir ailede, aşırı terbiyeden sıkılan bir çocuk. Bir bakar ki komedi tiyatrosunda insanlar mutluluktan uçuyor. “Ben de orada olmak istiyorum” diyor ve “can sıkıntısından kurtulmak için ilk çıkış yolum” dediği tiyatroyu seçiyor Celal Kadri Kınoğlu.
Ve bu güçlü duygunun hala kendisini terk etmediğini söyleyerek ilk günkü mutluluğuyla, heyecanıyla sanatını icra ediyor.
Cemre Onaylı’nın hazırlayıp sunduğu Cemre ile TBT’nin bu haftaki konuğu, mesleğini yalnızca icra eden değil, onu yaşayan ve yaşatan bir isim, tiyatronun ve ekranların usta oyuncusu Celal Kadri Kınoğlu oldu.
90’LI YILLAR, BERLİN DUVARI’NIN YIKILMASIYLA, DOĞU’NUN BATI’YA DOĞRU KOŞUP YEPYENİ HAYAL KIRIKLIKLARIYLA, YENİ YÜZYILLARA DOĞRU DÜNYANIN DEĞİŞMESİ…
“90’lar denilince aklıma Açık Radyo geliyor. Kültürel yayıncılık geliyor,” diyor Celal Kadri Kınoğlu. Dijital mecrada yayınlanan Cemre ile TBT’de geçmişe bir yolculuk yaparken 90’lardaki arkadaşlıkları, insanlarla beraber yaşayabilmek, hayaller kurmak, akla gelebilecek bütün romantik şeylerin yaşanabileceğine inanmak olan yıllar olarak hatırlıyor.
“Disiplinden Sıkılıp Bu Eğlenceli Hayatı Seçtim”
İTÜ Makine Mühendisliğini son senesinde bırakarak İstanbul Üniveritesi Tiyatro bölümüne giren ve üstün başarıyla 3 yılda bitiren Celal Kadri Kınoğlu, neden tiyatro dediğini keyifli bir anekdotla anlatıyor.
“Yıldız Kenter Hayatımın Aşkı”
Konservatuar yıllarını anlatırken, değerli hocaları Haldun Dormen, Cüneyt Türel, Ahmet Leventoğlu’nu da anmadan geçmeyen Kınoğlu, Yıldız Kenter’e olan hayranlığını dile getiriyor, öğrenciler için öğretmenlerin çok önemli olduğunu vurguluyor.
“Annem Bile Dejenere Oldu!”
2001 yılının efsane dizisi Tatlı Hayat’taki İrfan rolü için nasıl ikna edildiğini ve tiyatro yapacağı için fenalaşan ailesinin dahi “televizyona çık” dediği günleri ise keyifle paylaşan usta oyuncu, o dönem aldığı komik tepkileri de anlatıyor.
“Sanatın Her Alanı Beni Delirtiyor”
Hayatının en mutlu günü hangi gündü? “Tiyatro neden bıktırır” dedi… Uzun yıllar oynadığı oyunları neden tekrar oynamak istemiyor? “Başarı denen işkenceden geçtik” derken ne anlatmak istiyor? Mesleki mucizeler, sahnede yaşadığı krizler… Genç oyuncu adaylarına iyi bir oyuncu olmak için geleceğe dair bıraktığı notlar… Nuri Bilge Ceylan’a olan hayranlığı. Tiyatro mu, televizyon mu sorusunun cevabı. Ve “sanatın her türü beni delirtiyor,” diyerek sanata olan hayranlığıyla 2001 Afife Ödüllü Celal Kadri Kınoğlu’nun entelektüel dünyasını merak ediyorsanız bu sohbeti kaçırmayın.
Celal Kadri Kınoğlu, Cemre ile TBT’de kendi manşetini attı:
“Çok hevesli, çalışkan bir çocuktu. Mutlu oldu. Tiyatroda, evliliğinde, ailesiyle, öğrencileriyle, çocuk yetiştirmekle, arkadaşlarıyla, şanslı ve mutlu bir hayat yaşadım. Bu mümkün. Anlamaya çalışırlarsa dünyayı ve kendilerini. Okurlarsa, kendilerinde beğenmedikleri, tehlikeli buldukları, saçma buldukları şeyleri değiştirme iradesini gösterirlerse ve kendilerini sıkarlarsa bu mümkün.”