Bittiğinde de içinizde yaşayan oyun: ŞÜPHE

KÜLTÜR SANAT 05.02.2026, 23:12
Bittiğinde de içinizde yaşayan oyun: ŞÜPHE

“Emin olmadığınızda ne yaparsınız?”

John Patrick Shanley’in kaleme aldığı, Aslı Önal’ın Türkçe’ye uyarladığı, Serdar Saatman’ın yönetmenliğini üstlendiği “Şüphe” oyunu bu soruyla başlıyor. Ve bu soru yaklaşık 1.5 saat boyunca kucağınızda sizinle oturuyor, kıpırdamıyor, gözlerini bir an olsun sizden ayırmıyor, konuşmuyor ama içinizde sizi rahatsız eden bir fısıltı yaratıyor. Size bir şey yap demiyor ama cevabınızı duymak için önce beyninizi, sonra da kalbinizi bulandırıyor. Ve siz bana ne yapıyorsun diye ona baktığınızda kucağınızda hiçbir şey yapmamış gibi uslu uslu oturuyor. Bunun adı ne mi? İnsanı farkında olmadan ele geçiren ve çürüten o şeyin adı: ŞÜPHE

Pazartesi akşamı Tiyatro Oyun Kutusu’nun Fulya’daki sahnesinde Şüphe oyununun galasına katıldım. Oyundan beklentim yüksekti. Zira Rüçhan Çalışkur ve onun oyunculuk gücüne aşinayım. Bir de Nuri Karadeniz gibi yıllardır beğeniyle takip ettiğim bir isimle aynı sahnede olmaları beni hasta olmama rağmen gitmeye itti. Eylem Kaçalin ve Sevcan Yaman’ı da izleyince “iyi ki de gitmişim” dedim. Çünkü seyri kuvvetli, sorgusu gerçekçi ve güncel bir oyunla karşılaştım.

ÇOCUK İSTİSMARI ŞÜPHESİNİN ORTASINDA BIRAKIYOR

Dünya günlerdir Epstein skandalının korkunçluğuyla yüzleşmeye çalışıyor. Tam da böyle bir ortamda Şüphe bizi benzer bir sorguya itiyor. Yer New York’ta St. Nikolas Kilisesi Okulu… Karakterler; Rahip Flynn, Rahibe Agnes, Rahibe James… Olay; Rahip Flynn’ın getirdiği değişim rüzgarı kilisenin dogmatik yapısını zorlarken, muhafazakar Rahibe Agnes dönüşümün tam karşısında durur. Ve reformist tavırlarıyla dikkat çeken Rahip Flynn’ın da adeta bir açığını arar. Rahibe James’in sözlerinin satır arasında yakaladığı bir cümleyle bir daha sonu gelmeyecek bir şüphenin fitilini ateşler. Hem kendisi hem de izleyici için… Zira oyunda okulun ilk siyahi öğrencisi Donald Muller’la Rahip Flynn’ın yakınlığı ve Muller’in sonraki tavırları bizi bir çocuk istismarı şüphesinin ortasında bırakıyor. Rahibe Agnes’in ince eleyip sık dokuyan sorgusu, Peder Flynn’ın kendisi savunmasında verdiği açıklar bu şüpheyi iyice tırmandırıyor. Ve bu gerilim oyunun sonuna kadar sürüyor. Hatta oyundan çıktığınızda da o şüphe içinizi kemirmeye devam ediyor.

John Patrick Shanley’nin metni zaten güçlü. Ancak metnin gücü, doğru rejinin ve doğru oyuncuların elinde anlam kazanıyor. Serdar Saatman’ın rejisi gösterişten uzak ama derinlikli bir yorumla metnin damarına giriyor. Oyunu yükselten şey büyük efektler değil; bilinçli olarak kurulan sadelik, ölçülü tempo ve oyuncuların taşıdığı iç gerilim.

SEYİRCİNİN KAFASINI KARIŞTIRIYOR

Dekor ve ışık, bir Katolik okulunun soğuk disiplinini yansıtırken, aynı zamanda karakterlerin iç dünyasındaki karanlığı da görünür kılıyor.

Ve elbette oyunculuklar… Rüçhan Çalışkur Rahibe Agnes’i yılların birikimini sırtına almış bir otorite figürü olarak ortaya koyuyor. Sertliği bağırarak değil; bakışıyla kuruyor. İnancı sevgiyle değil; disiplinle tanımlayan bir kadının portresi çiziyor. Ama bu portre tek boyutlu değil. Zaman zaman gözlerinden geçen küçük tereddütler, karakterin çatlağını ele veriyor. İşte o çatlaklar, oyunun en kıymetli anları.

Nuri Karadeniz’in Rahip Flynn yorumu karizmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini hatırlatıyor bize. Sıcak, sevecen, konuşkan… Aynı anda hem güven veren hem rahatsız eden bir aura yaratıyor. Karadeniz’in başarısı karakteri savunmaya çalışmamasında yatıyor. Seyirciyi ikna etmiyor; seyircinin kafasını karıştırıyor. Bu da Şüphe için en doğru tercih.

Eylem Kaçalin’in Rahibe James’i, masumiyetin ve saf inancın bedenselleşmiş hali. Çocuksu heyecanı, kolay incinirliği, gördüğünü olduğu gibi kabullenme eğilimi… Kaçalin, karakterin naifliğini karikatürize etmeden oynuyor. Seyirci, onun kırılganlığıyla empati kuruyor ama aynı zamanda bu kırılganlığın nasıl bir körlüğe dönüşebileceğini de görüyor.

CEVAP VERMEYİP HİSSETTİREN BİR OYUN

Sevcan Yaman’ın canlandırdığı anne karakteri ise oyunun kalbine saplanan bıçak gibi. Sahneye girdiği anda başka bir sınıfsal, kültürel ve duygusal gerçeklik taşıyor. O an oyun, sadece bir okulun meselesi olmaktan çıkıyor; hayatta kalma meselesine dönüşüyor. Yaman’ın performansı, susarak anlattıklarıyla çok güçlü.

Şüphe’nin en büyük başarısı, bir suç öyküsü anlatmaması. Bir ihtimali anlatıyor. Ve ihtimaller, insan zihninde gerçeğin kendisinden daha yıkıcıdır.

Kim haklı? Kim masum? Kim yalan söylüyor?

Oyun bunların hiçbirine kesin yanıt vermiyor. Çünkü hayat da vermiyor.

Belki de asıl soru şu: “Gerçeği bilmek mi daha zor, yoksa bilmediğimizle yaşamak mı?”

Bu oyundan çıktığınızda tartışmayı başlatan kişi siz olacaksınız. Yanınızdakine dönecek ve “Ben böyle hissettim”diyeceksiniz. Ama “doğru olan bu” diyemeyeceksiniz.

Sonra fuayeye çıkınca önünüzdeki kutuya kime hak verdiğinizi söyleyen kağıdı atacaksınız. Ama doğru mu yaptım diye sorgulamaya devam ederek eve döneceksiniz.

Şüphe, cevap vermekten çok hissettiren bir oyun. Sizi rahatsız eden, huzurunuzu bozan, zihninizi kurcalayan bir oyun.

Uzun süre akıldan çıkmayan türden.

Belki de en tehlikelisi bu. Çünkü bazı oyunlar bittiğinde alkışlanır.

Şüphe ise bittiğinde içinizde yaşamaya devam ediyor.

Yorumlar (0)