Tuba Ayşe Özgür’ün Kırık Yansımalar adlı yeni kitabı, öykü ile deneme arasında gidip gelen yapısıyla dikkat çekiyor. Aynı zamanda beden, hafıza ve benlik arasındaki ilişkiyi farklı metinler üzerinden varoluşçu bir şekilde ele alıyor.
Eserde, klasik anlamda bir olay örgüsü ya da belirgin karakterlerden çok, duygu ve hafıza ön planda yer alıyor. Bu nedenle okur, parçalı bir anlatının içinde ilerliyor. Bu durum geleneksel öykü okuru için bir zorlayıcı olabilir. Ancak kitabın poetik tercihi hikâye anlatmaktan çok, karakterlerin ruh hâlini ve deneyimlerini görünür kılmak.
Kitabın anlatısında tekrarlar önemli bir yere sahip. Aynı imgeler, aynı kokular, aynı kırıklar farklı metinlerde yeniden karşımıza çıkıyor. Bu tekrarlar bazı bölümlerde metnin ritmini güçlendirirken bazı bölümlerde aynı duygunun etrafında dolaşılıyormuş hissi uyandırabiliyor. İmgesel dilin bazı bölümlerde sık ve üst üste gelmesi okurun duygusal temas kurmasını zorlaştırabilir.
Kitabın en güçlü taraflarından biri de hafızanın daha somut bir alan olarak kurulması. Bu metaforik alan, travmanın bedenleşmiş hâline dönüşüyor. Burada beden konuşuyor, nesneler kayıt tutuyor. İnsan geçmişini yalnızca hatırlamıyor; onu eşyalarda, kokularda yeniden yaşıyor. Özellikle “Ayaksız” ve “Ölü Çocukluğum” gibi metinlerde bu yaklaşım belirgin biçimde hissediliyor.
Nihal Gündüz’ün siyah-beyaz fotoğrafları ise kitaba farklı bir boyut kazandırıyor. Fotoğraflar metinleri açıklamıyor; travmanın parçaları olarak karşımıza çıkıyor, görsel bir deneyim sunuyor.
Kırık Yansımalar, yer yer bilinç akışının fazlasıyla olduğu, kolay okunan ve hızlı tüketilen bir kitap değil. Ancak hafıza, beden ve travma üzerine düşünen okurlar için dikkat çekici bir okuma deneyimi sunuyor.





