25.03.2026, 23:07

Libido, Thanatos’un Dansı: Savaş Üstüne Savaş

Savaş Üstüne Savaş filmi, sınırda tutsak edilmiş göçmenlerin kurtarılmasıyla başlar ve daha ilk sahneden itibaren izleyiciyi dışarıda bırakmadan doğrudan akışın içine çeker. Kamera olayları, bir başlangıç ya da sonuç noktasına yaslamadan, kesintisiz bir hareket içinde kurar. Burada şiddet ve yaşam içgüdüsünün iç içe geçtiği, gündelik hayatın içine yerleşmiş sürekli bir varoluş hâline dönüşen sahneler görürüz.

ÖLÜM VE YAŞAMIN İÇ İÇE GEÇTİĞİ ANLAR

Savaş Üstüne Savaş, bu hattı en çarpıcı biçimde bir eylem sırasında Perfidia’nın Pat’e “bomba patlarken birlikte olalım” dediği sahneyle gözler önüne serer. Ölümün geri sayımı içinde kurulan bu yakınlık, arzunun güvenli bir alan değil, doğrudan şiddet ve yıkıcılığın sınırında ortaya çıkan bir taşkınlık olduğunu gösterir. Freud’un psikanalitik çerçevesinde libido (Eros) yaşamı koruyan, birleştiren ve haz üzerinden örgütlenen bir enerji iken; Thanatos yıkım, saldırganlık ve çözülme yönelimli ölüm dürtüsünü temsil eder. Filmde bu iki güç birbirini dışlayan ruhsal aygıtlar yerine, aynı anda ayrı bedenlerde çalışan bir gerilim hattı olarak belirir. Cinsellik ve şiddetin yan yana ilerlemesi tesadüfi değildir; ruhsal düzeyde iç içe geçmiş bir dolaşımın sonucudur. Adrenalin, korku ve haz aynı anda devreye girerken yaşam dürtüsü ile ölüm dürtüsü aynı sahnede birbirini besler. Perfidia ve Pat ile iki ruhsal aygıtın adeta dans ettiğini görürüz.

PERFIDIA: ÖFKE, ENGELLENME VE TERCİHLER 

Perfidia ve Pat’in karşılaşması, yakınlaşması ve çocuk sahibi olmaları bu hızın içinde, neredeyse kesintisiz bir akışta gerçekleşir. Pat’in, Perfidia’nın hamile olduğunun farkında bile olmadığını söylemesi, beraberlik sürecinin baştan beri; kontrolsüzlük içinde ve tekinsiz bir akışta ilerlediğine işaret eder. İlişkileri, hedefi ve yönü belirsiz, nereye varacağı kestirilemeyen serseri bir ok gibi ilerler. Perfidia’nın düşünceleri, doğum sonrası sertleşerek bir kopuşa doğru ilerler. Onun için bu bir “terk ediştir”; çünkü yaşamsal motivasyonunu devrime adanmışlıktan alır ve bu adanmışlık dışında kalan her rol —annelik, eşlik, sabitlenmiş kimlikler— bir tür pranga gibi çalışır. French 75 örgütünün içindeki varlığı da bu hattı büyütür; göçmenler, siyahlar ve beyaz iktidar yapıları arasında sıkışmış bir dünyada devrim fikri ideolojik bir netlikten çok, engellenmişliğin ürettiği saldırganlıkla hareket eder. Bu nedenle Perfidia’nın tercihi, devrimci hattın başka bir hayatı taşıyamamasının sonucudur.

PERFIDIA'NIN "YENİ BİR BİLİNÇ MANİFESTOSU" 

Perfidia’nın “Bu yeni bir bilinç. Ben sağılacak inek değilim. Senin annen değilim. Üzerimde güç sahibi olmak istiyorsun bütün dünyada istediğin gibi. Sen ve yıkık erkek egon bu devrimi benim için yapamaz. Ben gidiyorum” sözleri, onun ilişkiyle birlikte gelen tüm rol ve beklentiler üzerinden bir sistem eleştirisidir. Buradaki “yeni bilinç”, kadına yüklenen bakım, devamlılık ve fedakârlık rollerinin reddi üzerinden bir manifestodur. “Sağılacak inek” ve “anne” değilim vurgusu, kadın bedeninin emek ve duygusal süreklilik üzerinden sahiplenilmesine karşı keskin bir sınır çizer. Perfidia’ya göre; Pat’in “aile” ve birliktelik sözleri ise bu sınırı aşmaya çalışan, aynı zamanda kontrol ve sahiplik arzusunu da içinde taşıyan bir dildir. Perfidia bunu kişisel bir gerilim olarak değil, güç ilişkilerinin gündelik hayattaki karşılığı olarak görür; bu yüzden yaptığı şey bir ilişkiyi bitirmekten çok, yapının tamamına karşı alınmış radikal bir tavırdır.

MÜCADELE BABA KIZ BAĞININ İÇİNDEN ANLAM KAZANIR

Perfidia’nın gidişi, Pat’in ise yıllar içinde alkol ve madde bağımlılığına sürüklenmesi bu sistemin iki farklı sonuca götürür: biri politik ve fiziksel bir kopuş, diğeri içe dönük bir çözülme. Böylece film, şiddet ve yaşam aynı anda ve iki farklı bedende dolaşabilme gücünü gösterir. Bu kopuşun ardından zaman doğrudan 16 yıl sonrasına geçer; Willa’nın büyüdüğü görülür. Yaşananlardan kaçan Pat adını değiştirir, Bob olur. Zihinsel olarak gerçeklikten kopar. Bir koltuğun üzerinde sabahlığıyla hareketsiz bir yaşam süren Bob, kondisyon kaybı sonucu, yıllar sonra örgüt aracılıyla kızına ulaşması için protokolün gereklerini yerine getiremez hale gelir, söylemesi gereken şifreyi unutur, çaresizlik içinde sıkışır ve bir kaçış sırasında yakalanır.

Kaçırılan ve yardıma muhtaç kızını korumak için tüm benliğini harekete geçiren Bob, Willa için beklenmedik bir kahramana dönüşür. Willa’nın kendini koruma biçimi, cesareti ve zekâsı, Bob’un yıllardır sürdürdüğü korunaklı ve sınırlı hayat döngüsünü kırar ve onu kendine getirir. Adalet için verilen mücadele, bu kez bir baba ile kız arasında kurulan bağın içinden anlam kazanır.

Yorumlar (0)