18.01.2026, 11:28

Sevilmeyi Beklerken Kendini Unutmak

KRAL KAYBEDERSE: HANDAN'IN HİKAYESİ

Psikiyatr ve yazar Gülseren Budayıcıoğlu'nun aynı adlı eserinden uyarlanan, Star TV'de yayınlanan, Halit Ergenç, Merve Dizdar ve Aslıhan Gürbüz'ün başrolleri paylaştığı Kral Kaybederse ekranlara veda etti etmesine ama Handan'ın hikayesi kalbimizi acıtmaya devam ediyor. O nedenle ilk yazımda Handan'ın hikayesini yazmak ve kendimizi sorgulayalım istedim. 

KENAN'IN SEVGİSİNİ KAZANMAK KENDİ DEĞERİNİ KAZANMAKLA EŞDEĞER MİDİR?

Kral Kaybederse, kendi çocukluk yaralarıyla aşırı telafi eden modlarla başa çıktığı için, büyüklenmeci ve kendinden aşırı emin görünen, narsistik özelliklerle örülü Kenan’ın ve etrafındaki kadınların hikâyesidir. Çocukken doyurulamayan ihtiyaçlar, yetişkinlikte de onları doyurmanın peşinde koşmaya sebep olur. Kenan’ın bakışıyla değer kazanmak, sözleriyle var olmak, kalbini fethetmek için verilen çabalar… Kenan’ın sevgisini kazanmak, kendi değerini kanıtlamakla eşdeğer görülür. Sevgi için susan, sabreden, kendinden vazgeçen kadınların ortak hikâyesi şudur: O kalbi fethetme hayali kendi içlerindeki erken yıllarda eksik kalmış parçayı tamamlama umududur çoğu zaman.

"SEVİLMEYE DEĞER OLDUĞUMU BANA GÖSTER"

Aşk zannedilen şey, aslında şemaların birbirini çekmesinden doğan bir kimyasal tepkimedir. Kenan tarafından görülmek ve sevilmek için kadınların başvurduğu tüm yollar, çocukluktan kalan başa çıkma stratejilerinin bugünkü yansımalarıdır. Kimisinin sevgiyi kaybetmemek için sessizce beklemesi…Kimisinin acıdan korunmak için ondan uzaklaşması…Kimisinin ise daha çok ilgi görmek için dikkat çekmeye ya da onu kontrol etmeye çalışması… Hepsi, aynı ihtiyaçtan beslenir: “Sevilmeye değer olduğumu bana göster.” Ama günün sonunda hangi yolu seçerlerse seçsinler, sonuç değişmez: Kenan her birine değersiz ve terk edilmiş hissettirir.

FEDAKARLIK HAYATTA KALMA STRATEJİSİDİR

Handan, bu döngünün en sessiz ve bekleyerek baş etmeye çalışan kadınıdır. Kenan’ı severken aslında kendinden vazgeçen bir kadın... Handan’ın yaşamına dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünmektedir: Düzenli bir ev, herkesin imrenerek baktığı bir evlilik ve “iyi bir eş” olmanın verdiği toplumsal onay… Güçlü, kontrollü ve olgun bir kadın olarak algılanır. Naifliği, titizliği ve uyumlu yapısıyla tanınır; kısacası fedakârlığıyla öne çıkar. Oysa bu fedakârlık, Handan’ın görünür olmayan kırılgan çocuk yanının hayatta kalma stratejisidir. Sevilmek uğruna ihtiyaçlarını sürekli ertelemesi ve terk edilmemek için duygularını bastırması, çocuklukta öğrendiği temel bir inancın bugüne yansımasıdır: “Sevilmek için uyumlu olmalıyım.”

TERK EDİLME VE KUSURLULUK ŞEMASI TETİKLENİR

Soğuk ve mesafeli bir baba figürüyle yakınlık kuramamış; herkes tarafından beğenilen annesinin ise eşinin memnuniyetini kazanmak için sürekli çabaladığını gözlemlemiştir. Annesinin vefatı sonrası, onun yerini istemeden de olsa doldurmak zorunda kalmış; babası için duygusal yük taşıyıcısı hâline gelmiştir. Duygularının önemsendiği, görüldüğü veya değerli hissettiği bir aile ortamı hiç olmamıştır. İlişkinin başlangıcında Kenan’ın sunduğu yoğun ilgi ve idealize eden tutumu, Handan’ın çocuklukta karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarına kısa süreli bir iyileşme sağlamış; görülme, değerli hissetme ve sevilme ihtiyacını doyurur gibi olmuştur. Ancak yıllar ilerledikçe bu ihtiyaçlar karşılanmamaya başlamış; Kenan’ın duygusal uzaklığı, tutarsız ilgisi ve sadakatsiz davranışları Handan’ın "Terk Edilme" şemasını, "Kusurluluk" şemasını, "Bağımlılık/Boyun Eğicilik" şemasını eş zamanlı olarak tetiklemiştir.

KENDİLİK ALGISI ZAYIFLADI

Handan, çocukluk döneminde modellediği ilişki örüntülerini yetişkinlikte de tekrarlayarak şemalarına tamamen teslim olmuştur. İlişkiyi sürdürmek için yüksek düzeyde uyum ve fedakârlık göstermiş; kendi ihtiyaç ve sınırlarını yok sayarak Kenan’ın duygusal taleplerine göre hareket etmiştir. Aldatıldığını bilse dahi görmezden gelmiş; ilişkiyi koruyabilmek için boyun eğen ve uyum sağlayan bir pozisyonda kalmıştır. Bu süreçte Kenan’ın tekrarlayan sadakatsizlikleri, Handan’ın "Terk Edilme" şemasını daha da yoğun biçimde tetiklemiş; ayrılık düşüncesi, onun için dayanılmaz olduğundan, Kenan’a tutunma çabası giderek artmıştır. Daha önce İyi Hissetmek Dergisi'nde de değindiğim gibi; en yakın arkadaşıyla aldatıldığını öğrendiğinde boşanmaya karar vermesine rağmen, "Bağımlılık/Boyun Eğicilik Şeması" nedeniyle Kenan olmadan hayatını sürdüremeyeceğine inanmış ve Kenan’ın yakınlık kurma çabasına yeniden teslim olmuştur. Handan ne zaman duygusal ihtiyaçlarını ifade etmeye çalışsa, Kenan tarafından duygusal manipülasyona maruz kalmış; suçluluk yüklenerek geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bu durum zamanla Handan’ın kendilik algısının zayıflamasına, öz-değer duygusunun Kenan’ın tutumuna bağımlı hale gelmesine yol açmıştır. Yıllardır çok istediği çocuk hayalini bile Kenan’ın istememesi nedeniyle erteleyen Handan için, beklenmedik bir şekilde gelen gebeliğin kaybı ve bu süreçte Kenan’dan ihtiyaç duyduğu desteği görememesi ilişkide ilk büyük kırılmayı oluşturmuştur. Duygusal olarak Kenan’dan uzaklaşmasına rağmen, şematik döngüler nedeniyle beklemeyi sürdürmüştür. Son kez aldatıldığını öğrendiği halde Kenan’ın yanında kalıp bir anne gibi kendi duygularını ve ihtiyaçlarını yok sayıp kendi duygularını bastırarak[ee2] , anne şefkatiyle Kenan’a destek olmaya devam etmiştir. Kenan’ın psikiyatristi ona “Siz nasılsınız?” diye sorduğunda “Kimse bana bunu sormamıştı” dediğinde garip hissetse de belki de Handan’ın ilk kez kendi ihtiyaçlarını fark ettiği andır.Ancak yine de kendisini erteleyerek, Kenan için “doğru zamanı” beklemeyi sürdürmüştür.

KENDİNİZİ KAYBETTİĞİNİZ BİR İLİŞKİDE KAYBEDEN SİZ OLURSUNUZ

Çünkü Handan için Kenan’ı kaybetmek, yalnızca bir eşten ayrılmak değil; çocuklukta deneyimlediği sevgisizlik ve suçluluk duygularının yeniden canlanması anlamına geliyordu. Bu nedenle Handan’ın hikâyesi, bir ilişkide yalnızca partneri değil; kendi benliğini kaybetmenin de hikâyesidir. Romantik ilişkilerde en acı verici deneyimlerden biri şudur: Birine tutunurken aslında kendi içimizdeki çocuğun sesini sustururuz. Sağlıklı Yetişkin yanımızın o çocuğun elini tutmasına izin vermez, tam aksine onun ihtiyaçlarını yok sayarız. Bu durumda ilişkiyi koruyan şey sevgi değil; çocuklukta öğrenilmiş korkular ve başa çıkma stratejileridir. Handan da sevilmek uğruna kendi duygularını bastırırken, aslında yıllardır görülmeyi bekleyen içsel çocuğunu yalnız bırakmıştır. Kendinizi kaybettiğiniz bir ilişkide, kazandığınız kişi kim olursa olsun kaybeden siz olursunuz.

Bugün kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

  • “İlişkide kendi ihtiyaçlarımı ne kadar ifade edebiliyorum?”
  • “Partnerimin duyguları benim duygularımın önüne geçiyor mu?”
  • “Yoksa sadece korkularım nedeniyle sürdürmeye mi çalışıyorum?”

İçinizdeki kırılgan çocuğun duygularını ve ihtiyaçlarına kulak vermeniz, dönüşümün ilk adımıdır.

Yorumlar (0)