Mizah mı Yoksa Üstünlük Kurma mı?
Kamusal Rahatsızlık Nereden Doğuyor?
Son dönemde sahne mizahında tekrar eden bir dil dikkat çekiyor. Farklı isimler ve gösterilerde kadınlara dair benzer espri kalıpları dolaşıma giriyor; yaş, beden, ilişki biçimleri ve ekonomik haklar, kahkaha eşliğinde ele alınıyor. Bu durum, bireysel bir rahatsızlıktan çok kamusal bir etki yaratıyor. Çünkü mizah aracılığıyla kurulan bu dil, yalnızca güldürmekle kalmıyor; belirli önyargıları yeniden üretme potansiyeli taşıyor. Bu çerçevede, Cem Yılmaz’ın son tek kişilik sahne gösterisi dikkat çekici bir örnek sunuyor. Gösteri boyunca kadınlara ilişkin espri başlıklarının büyük ölçüde yaş, beden, nafaka ve ilişki dinamikleri etrafında yoğunlaştığı görülüyor. Kurulan dil; kadınları bağımsız öznelikler üzerinden değil, erkek anlatıcının rahatsızlıkları, mesafesi ve zorunluluk hissi üzerinden konumlandıran bir anlatı üretiyor. Bu yaklaşım, tekil esprilerin ötesine geçerek, kadınla kurulan ilişkinin eşitlikten ziyade “katlanma” üzerinden tanımlandığı bir söyleme işaret ediyor ve bu yönüyle kamusal alanda tartışılmayı hak ediyor.

MİZAH MASUM DEĞİLDİR; GÜÇ İLİŞKİLERİ ÜRETİR
Mizah, yalnızca bireysel bir eğlence alanı değil; toplumsal güç ilişkilerinin en görünür biçimde üretildiği kamusal bir dildir. Kimin hedef alındığı, kimin sürekli şaka kaldırması beklendiği ve hangi grupların sistematik biçimde aşağılandığı, mizahın politik yönünü açık eder. Kadın bu anlatıda özne değil, katlanılması gereken bir konumda sunuluyor. Gösteri boyunca tekrar eden temsiller; yaş alan kadınlar, nafaka alan eski eş figürü, yalnız kadınlar ve kadın bedeni etrafında şekillenmektedir. Bu temsiller, kadını bağımsız bir özne olarak değil; erkek anlatıcının deneyimleri ve rahatsızlıkları çevresinde konumlanan bir figür olarak okumaya açık bir dil üretmektedir.
ARZU VE DEĞERSİZLEŞTİRME ARASINDA KURULAN ÇELİŞKİLİ DİL
Feminist literatürde bu tür söylemler, kadının hem arzulanan hem de eş zamanlı olarak küçültülen bir konumda tasvir edilmesi üzerinden tartışılır. Gösteride kurulan dil de, yakınlığın eşitlik temelinde değil; katlanma ve mesafe üzerinden tanımlandığı bir ilişki biçimine işaret eder niteliktedir. Kadınla kurulan ilişkinin emek boyutu görünmezleşiyor.Marksist bir perspektiften bakıldığında, kadınla kurulan ilişkinin yalnızca cinsellik üzerinden değil; duygusal emek, bakım ve ilişkiyi sürdürme sorumluluğu üzerinden de şekillendiği görülür. Bu emeğin bağlamından koparılarak mizah nesnesi hâline gelmesi, ilişkilerin metalaştığı yönünde bir okuma üretmektedir. Kamusal alanda tekrar eden bu dil eşitsizliği yeniden üretiyor. Kamusal alanda dolaşıma giren bu tür anlatılar, yaş ve cinsiyet temelli ayrımların normalleşmesine katkı sağlar. Nafaka gibi yapısal eşitsizlik alanlarının bireysel bir yük gibi sunulması, toplumsal bağlamın geri plana itilmesine yol açmaktadır.

DEĞERSİZLEŞTİRME ÜZERİNDEN KURULAN İLİŞKİ BİÇİMİ
Psikodinamik açıdan bakıldığında, bu tür mizahın yakınlık ile mesafe arasında kurulan gerilimli bir ilişki biçimini yansıttığı söylenebilir. Kadın figürünün zaman zaman küçültücü bir dille ele alınması, bu gerilimin mizah aracılığıyla ifade edildiği yönünde bir anlam üretmektedir. Bu kahkaha rahatlatmıyor, düşündürmeye zorluyor. Bugün mizah yalnızca güldürüp güldürmediği üzerinden değerlendirilemez. Asıl soru, bu kahkahanın nasıl bir toplumsal anlam ürettiğidir. Eşitsizlikleri yeniden üreten bir dil, kamusal alanda eleştirel bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.