Bazen bir hikâyenin başlaması için birilerinin size inanması gerekir. Bazen de kimsenin size inanmadığı bir yerde, kendinize inanmayı öğrenmeniz… Prime’ın yeni dizisi ‘Şansa’nın başrol oyuncuları Dicle ve Buse’nin hikâyesi tam da böyle başlıyor. Oyunculuk eğitimi alan, tiyatro sahnelerinde kendilerine yer açmaya çalışan iki genç kadın onlar. Üstelik beş yıldır aynı evi paylaşıyor, birlikte oynuyor, birlikte hayal kuruyorlar. Ancak yetenekli olmak, çok çalışmak ve hayallerinin peşinden gitmek, sektörde kapıların kendilerine açılması için yeterli olmuyor. Fiziksel görünümleri üzerinden eleştiriliyor, menajerlik sistemine giremiyor, kendilerini gösterebilecekleri fırsatları bulamıyorlar. Bir noktada önlerinde iki seçenek kalıyor: Ya birilerinin kendilerine şans vermesini bekleyecekler ya da kendi şanslarını yaratacaklar. Onlar ikincisini seçiyor.

O6

MUKADDERAT’TAN ŞANSA’YA YOLCULUK

Önce iki kişilik bir tiyatro oyunu sahnelemek için kolları sıvıyorlar. Yapımcılığını da üstlendikleri bu deneyimin ardından, neden kendi dizilerini yazmaya karar veriyorlar. İki kadın arkadaşın hikâyesini merkeze alan, buddy comedy türünden beslenen bir anlatı kurmak istiyorlar. Yanlarına dramaturg ve oyun yazarı Gizem Ulucan Tire’yi de alarak fikirlerini senaryoya dönüştürüyorlar. Buse Mukadderat’ta bir rolde oynuyor ve Birsel Çıkıncı’yla tanışıyorlar. Ardından projelerini sunuyorlar. 1.5 senenin sonunda da bu hafta sete çıkıyorlar. Ben de Rodi Medya-Rodi Kayım’ın yapımcılığını, Birsel Çıkıncı’nın yaratıcı yapımcılığını ve kalemini çok sevdiğim Hasan Tolga Pulat’ın yönetmenliğini üstlendiği Şansa’nın ilk set günü ziyarete gittim. Yemek arasında Dicle Karagül ve Buse Tire’yle tanışıp şansa inanmanın onlara getirdiği Şansa’yı konuştuk.

O7

"ŞANS VERMEDİKLERİ İÇİN PROJEN OLMUYOR"

- Az önce sohbet ederken oyunculuk eğitimi aldığınızı ve sektörde zorbalığa maruz kaldığınızı söylediniz. Neler yaşadınız?

Buse: Bu süreç daha okuldayken, hocalarımızdan başlıyor. Asla desteklemiyorlardı. Ben özellikle burnum yüzünden çok zorbalandım. Sürekli fiziksel görünümümüzle ilgili yorumlarla karşılaşıyorduk. “Kilo vermelisin, burnunu yaptırmalısın, dişlerini yaptırmalısın” gibi şeyler söyleniyordu. Yüzümüzün farklı bölgeleri, yara izlerimiz… Sürekli fiziksel görünümümüz üzerinden bir baskıya maruz kalıyorduk.

Dicle: Bir de size şans verilmemesi meselesi var. Kendinizi gösterebileceğiniz bir alan bile açılmıyor. İzlenmiyorsunuz.

Buse: Çünkü sektörde tanınmıyorsanız, yani no-name iseniz, size “Daha önce hangi projede yer aldın?” diye soruluyor. “Hayır” diyorsun. Bu kez “Olmaz, daha önce bir projede yer alamadınız” diyorlar. Oynamadık çünkü kimse size o şansı vermedi.

Dicle: Zaten dizimizde de aynı meseleyi anlatıyoruz. Bir kısır döngü bu. Daha önce bir projen yoksa sana şans vermiyorlar; şans vermedikleri için de projen olmuyor. Bizim menajerimiz bile olamadı. Hiçbir menajerlik ajansına giremedik. Bir noktada birbirimize “Peki, şimdi ne yapacağız?” diye sorduk.

O2

"DİZİ YAZMAYA CÜRET ETTİK"

- Peki, o noktadan sonra ne yaptınız?

Buse: Üniversitedeyken tiyatro oyunlarının seçmelerine katılıyorduk. Üçüncü sınıfta, 21 yaşındaydık. Baktık ki orada da istediğimiz gibi ilerleyemiyoruz. O zaman kendi oyunumuzu yapmaya karar verdik. The Wasp adında, iki kişilik bir oyun seçtik. Yapımcı bulamıyorduk; o hâlde yapımcısı da kendimiz olalım dedik. Sahnelerle konuşup “Bu seferlik kira almasanız olur mu?” diye rica ediyorduk.

Dicle: Bazen de bütün ailemizi prömiyere getirmeyi, oradan kazanacağımız parayla salon kirasını ve telif ücretini ödemeyi planlıyorduk. Bir şekilde o oyunu sahneye koyup sektörde tutunmaya çalıştık.

Buse: Ama maddi koşullar nedeniyle her şey istediğimiz gibi ilerlemedi.

Dicle: Yine de bize cesaret verdi. Biraz da cahil cesaretiydi belki! “Oyun yaptık, acaba dizi de yapabilir miyiz?” diye düşündük. Cüret ettik.

"NEDEN İKİ KADINI MERKEZE ALAN BİR BUDDY COMEDY YOK?"

- Bence de bazen en önemli şey cüret etmek. Peki, kendi dizinizi yazma fikri nasıl doğdu?

Dicle: Aslında çok komik bir hikâyesi var. Evde oturuyorduk ve “Keşke birileri bizim dizimizi yapsa” dedik.

Buse: Okul boyunca hocalarımız birlikte oynamamızdan yorulmuştu. Bize sürekli başka partnerlerle çalışmamızı söylüyorlardı. “İkiniz iyi oynuyorsunuz, artık başka partnerler seçin, ikinizden bıktık” diyorlardı. Biz de “Hayır hocam, birlikte oynayacağız” diye ısrar ediyorduk. Tiyatro oyununun ardından “Neden iki kadının hikâyesini merkeze alan bir buddy comedy yok? Neden böyle bir dünyanın merkezinde hep erkekleri görüyoruz?” dedik. Çünkü iki kadın arkadaşın hikâyesini anlatmak istedik.

Dicle: Aslında daha kolay yapımcı bulabiliriz diye düşünerek bunu dikey formatta dizi olarak düşündük. Sonra Youtube’a mı çeksek diye düşündük.

Buse: Çünkü elimizde hayal gücümüz ve kendi imkânlarımız vardı. Gerçekçi olursak, kendi başımıza yapabileceğimiz şeyin sınırları da belliydi. Ama denemek istiyorduk. No-name'lerin sesi de olmak istiyoruz.

- Peki, hikâyeyi yazarken nasıl bir yol izlediniz?

Buse: İlk aşamada Gizem Ulucan Tire’ye gittik. Kendisi üçüncü yazarımız. Aynı zamanda benim abimin eşi, dramaturg ve daha önce tiyatro oyunları yazdı. Ona fikrimizi anlattık, elimizde iki kızın hikâyesini anlatan, komedi türünde bir iş fikri vardı. Biraz sinopsis gibiydi. Sonra üçümüz kolektif olarak çalışmaya başladık. Ardından Rodi Medya’yla yollarımız kesişti. Ben Mukadderat filminde küçük bir rolde yer almıştım ve Rodi Bey’le tanışıyordum. Bu küçük bağlantı sayesinde projeyi sunma fırsatımız oldu. Moodboard’larımızı, sunum dosyamızı hazırladık ve ilettik. Güzel bir geri dönüş alınca çalışmaya başladık.

Dicle: Senaryoyu hızlıca sunduk. Ama sonrasında uzun bir çalışma süreci yaşadık. Birsel Hanım, Koray Bey ve ekipteki herkesin bize çok katkısı oldu. Bizim için gerçekten bir okul gibiydi. Çünkü daha önce dizi senaryosu yazmamıştık.

O3

"UMARIM RÜYA DEĞİLDİR, UYANMAYIZ"

- Bugün ilk set gününüz. Sabah uyandığınızda ne hissettiniz?

Dicle: Çok heyecanlıyım. Uyuyamadım.

Buse: Ben hâlâ bunun gerçek olduğuna inanamıyorum. Çok heyecanlıyım.

Dicle: Bir buçuk yıldır kendimize sürekli olumlama yapıyoruz. “Olacak bu iş, kesin olacak” diyoruz. Herkes bize “Set ne zaman?” diye soruyor. Biz de “İki ay sonra” diyoruz. Oysa ortada henüz kesinleşmiş bir şey yok! Dün birbirimize “Set yarın. Bir buçuk yıldır beklediğimiz gün geldi” dedik. Ama hâlâ bazen bunun gerçek olduğuna inanamıyorum. Rüya gibi geliyor.

Buse: Ben de aynı şeyi hissediyorum. Umarım rüya değildir, uyanmayız! (Kahkahalar)

O1

- Kızlar ilk röportajınızı veriyorsunuz. Nasıl bir manifest yaptıysanız şansınız devam ediyor. Peki, bu kadar uzun süre hayal ettiğiniz bir şeyin gerçekleşmesi, insanın kendi emeğine inanmasını da sağlıyor. Peki, bu süreçte hiç vazgeçmeyi düşündünüz mü?

Dicle: Sanırım kendimize sürekli olumlama yapmamızın nedeni de buydu. Bir buçuk yıl boyunca bu işin gerçekleşeceğine inandık. Bazen insanın kendisine inanması gerekiyor.

Buse: Evet, hayal kurmaya devam ettik. Şimdi o hayalin içindeyiz.

- Şansa’da kendi deneyimlerinizden yola çıkıyorsunuz. Peki, sektörde çalışmayan izleyiciler bu hikâyede ne bulacak?

Dicle: İzleyiciyi yalnızca sektörün içine hapsetmiyoruz. Hikâyemiz oyuncu olmaya çalışan iki kızın etrafında dönüyor ama bütün anlatıyı sektör eleştirisi üzerine kurmuyoruz. Karakterlerin altında yatan bir drama, bir trajedi var. Biz bunu durum komedisi ve absürt komediyle anlatıyoruz.

Buse: Seyirciyi de hikâyeyle birlikte bu dünyanın içine hazırlamak istiyoruz. İlk bölümden itibaren karakterlerin yolculuğuna eşlik edecekler. Sektörde yaşananları anlatırken herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir dünya kurmaya çalışıyoruz.

Meryem Uzerli AB Talks’un son bölümüne konuk oldu!
Meryem Uzerli AB Talks’un son bölümüne konuk oldu!
İçeriği Görüntüle

- Dizide beden utandırması, mobbing, zorbalama olacak mı? Ben bunun açıkça anlatıldığını izlemek isterim. Bu konuların görünür olması çok önemli. Çünkü yetenekli olmakla birlikte insanın kendisini kabul ettirmeye çalışması bile başlı başına bir mücadeleye dönüşebiliyor…

Dicle: Evet, bunları göreceğiz tabii ki.

Buse: Kesinlikle, bu meseleler hikâyemizin içinde yer alıyor. Biz de yaşadıklarımızdan yola çıkarak bunları anlatmak istiyoruz.

O5

"ŞANS HERKES İÇİN VAR AM ÖNEMLİ OLAN ONU YAKALAYABİLMEK"

- Peki, bugün yaşadığınız şey hayatınızın en büyük şansı mı?

Buse: Kesinlikle! Henüz 24 yaşındayız. Bu, 24 yıllık hayatımın en büyük şansı. Hayal ettiğim bir şeyin gerçekleşmesini yaşıyorum.

Dicle: Herkesin yaşayabileceği bir şey olmadığının farkındayız. O yüzden bunun kıymetini biliyoruz.

- Şansa inanıyor musunuz?

Dicle: Çok!

Buse: Çok inanıyoruz!

- Şans insanı bulur mu, yoksa insan kendi şansını mı yaratır?

Buse: Bence insan kendi şansını yaratır.

Dicle: Ben de şansın aklını kullanan insanların yanında olduğuna inanıyorum. Bizim bir mottomuz var. Şans herkes için var ama önemli olan onu yakalayabilmek.

- Yani şans geldiğinde hazır olmak…

Dicle: Kesinlikle! Şans geldiğinde ceplerinizin dolu olması gerekiyor. Kendinizi hazırlamış olmalısınız.

Buse: Belki şans daha önce de kapımızı çaldı ama biz hazır değildik. Elimizde onu değerlendirecek bir şey yoktu. Belki de fırsatları o zaman fark edemedik.

Heyecanla bekliyorum, elinize sağlık….