Bir süredir herkesin dilinde aynı endişe var: “Yapay zekâ işlerimizi elimizden alıyor!”, “Yapay zekâ bizi yedi!” Senaristler senaryoların, müzisyenler bestelerin, tasarımcılar görsellerin, reklamcılar yaratıcı fikirlerin yapay zekâ tarafından üretildiğini görüyor. Gazeteciler, çevirmenler, avukatlar, yazılımcılar da mesleklerinin geleceğini sorguluyor. Peki, gerçekten korkmamız gereken şey yapay zekâ mı, yoksa onu nasıl kullanacağımızı yeterince bilmiyor olmamız mı?

YAPAY ZEKÂYI NE KADAR TANIYORUZ?
Yapay zekâ; öğrenme, analiz, problem çözme ve üretme gibi zihinsel becerileri bilgisayarlarla gerçekleştirmeyi amaçlayan bir teknoloji. Alan Turing’in öncü çalışmalarının ardından 1956’da John McCarthy ve başka araştırmacıların katkılarıyla ayrı bir bilimsel alan olarak şekillendi. Alametifarikası, büyük miktarda veriden örüntüler öğrenip bilgiyi hızla işleyebilmesi ve yeni içerikler üretebilmesi.
AŞKIN YENI DANIŞMANI: YAPAY ZEKÂ
Bugün yalnızca iş dünyasında değil, gündelik hayatımızın tam ortasında. Kimi akşam yemeğine ne pişireceğini soruyor, kimi tatil planı hazırlatıyor, kimi rüyasını yorumlatıyor. Kimi de sevgilisinden gelen mesajın satır aralarını çözmeye çalışıyor: “Sence beni seviyor mu?”, “Neden aramadı?”, “Ayrılmalı mıyım, barışmalı mıyım?” Eskiden arkadaş grubuna gönderilen mesaj ekran görüntüleri şimdi yapay zekâya gönderiliyor! Bazen bir arkadaş, bazen ilişki danışmanı, bazen gece yarısı dert ortağı gibi görülüyor. Elbette gerçekten arkadaş ya da psikolog değil; ama insanların yalnızca bilgi değil, kendilerini ifade edebilecekleri bir muhatap da aradığını gösteriyor.

YAPAY ZEKÂ KARAKTER İNŞA ETMEZ!
Birine nasıl yaklaşacağınızı, hangi mesajı göndereceğinizi sorabilirsiniz. Size son derece ölçülü, etkileyici bir cevap önerebilir. Fakat o sözler kişiliğinizle, değerlerinizle örtüşmüyorsa ilk adımın ardından gerçek tavrınız ortaya çıkar; ödünç alınmış duruş sırıtabilir. İnsan ilişkilerinde belirleyici olan yalnızca doğru cümleyi kurmak değil, davranışta tutarlı kalabilmektir. Yapay zekâ farklı bakış açıları sunabilir, ama kim olduğunuzu sizin yerinize belirleyemez. Çünkü doğru cümleyi kurmak başka, o cümlenin insanı olabilmek bambaşka bir şeydir. Teknolojiye direnmenin pek anlamı yok. Bir zamanlar hesap makinelerinin matematik öğrenmeyi gereksiz kılacağı düşünülüyordu. Oysa hesap makinesi işlemi hızlandırdı; hangi işlemin neden yapılacağını bilmenin önemini ortadan kaldırmadı. Yapay zekâyla ilişkimiz de biraz böyle.

EBRU TORUN YAPAY ZEKÂYI NASIL KULLANIYOR?
Bir entegre iletişim danışmanı olarak yapay zekâyı hem işimde hem günlük hayatımda kullanıyorum. Seviyorum da. Hatta yapay zekâyla üretilmiş bazı müzikleri keyifle dinliyorum. Ama benim için yapay zekâ, işlerimi teslim ettiğim bir yönetici değil; araştırmalarımı hızlandıran, düşüncelerime yeni pencereler açan bir asistan. Bir marka üzerinde çalışırken iletişim yaklaşımlarını karşılaştırıyor, kampanya fikirlerinin alternatiflerini değerlendiriyorum. Basın bültenlerinde haberin açısını ve başlıklarını tartışıyorum. Köşe yazılarımda, tıpkı şimdi olduğu gibi, önce kendi fikrimi anlatıyor, ardından metni birlikte geliştiriyorum. Görsel çalışmalarımda atmosferi, duyguyu, renkleri, ışığı ve kompozisyonu ben tarif ediyorum. Çünkü yalnızca güzel bir görsel değil, anlatmak istediğim hikâyeye hizmet eden bir çalışma istiyorum. Araştırmalarımda ise karşıma çıkan bilgiyi, özellikle doğruluk gerektiren konularda, güvenilir kaynaklardan kontrol ediyorum. Eskiden saatler sürebilen hazırlık aşamalarını kısaltmak bana stratejiye, yaratıcılığa ve karar vermeye daha fazla zaman bırakıyor. Ama bir araca sahip olmak, onu kullanmayı bilmek anlamına gelmiyor.

FIKIR KİMİN, EMEK KİMİN?
Bir reklam ajansının yöneticisi olduğunuzu düşünün. Ekibinizde metin yazarları, tasarımcılar, stratejistler var. Fakat markanın ihtiyacını bilmiyor, hedef kitlesini tanımıyor, nasıl bir iletişim dili kuracağınızı kestiremiyorsunuz. Ekibiniz ne kadar yetenekli olursa olsun, doğru brief veremediğiniz bir işi nasıl yöneteceksiniz?Yapay zekâ da dünyanın en hızlı çalışan asistanlarından biri gibi: Araştırıyor, yazıyor, çiziyor, alternatifler sunuyor.
Ama asıl soru şu: Siz ne istiyorsunuz? Ne istediğinizi bilmiyorsanız, önünüze gelen sonucun doğru olup olmadığını da değerlendiremezsiniz.
HERKES ÜRETIYOR AMA HERKES YARATABILIYOR MU?
Birkaç cümleyle afiş, logo, görsel üretmek mümkün. Harika! Ama sosyal medyada birbirine benzeyen renk paletleri, kompozisyonlar, metin kalıpları görüyorum. Sorun yapay zekânın kullanılması değil; ortaya çıkan işin üzerinde düşünülmemiş olması. Ben grafik tasarımcı değilim, yine de hayalimdeki atmosferi tarif edebilirim. Ama iyi bir tasarımcının yıllarla kazandığı estetik sezgi ve teknik bilgi hâlâ çok kıymetli. Üstelik bu birikim, yapay zekâyı daha etkili kullanmasını da sağlar. Ben bir işte emek görmek isterim. Emekten kastım saatlerce bilgisayar başında oturmak değil; düşünmek, araştırmak, denemek, seçmek ve elemek. Bir görsel beş dakikada hazırlanabilir; arkasında yirmi yıllık deneyim ve güçlü bir fikir varsa değerini yalnızca süreyle ölçebilir miyiz?
Bence hayır.
Bazen neyin yapılmaması gerektiğini bilmek de emeğin ta kendisidir.

SENARISTLER, MÜZISYENLER, TASARIMCILAR...
Yapay zekâ senaryo taslakları, diyaloglar, müzikler ve reklam metinleri üretebiliyor. Bazılarını gerçekten başarılı buluyorum. Ancak bir müziğin kulağa güzel gelmesiyle bir sanatçının yaşanmışlığından doğması aynı şey mi? Belki dinleyici her zaman bu ayrımı önemsemeyecek; belki insanla yapay zekânın birlikte ürettiği yeni sanat biçimleri göreceğiz. Bir senarist için de benzer bir durum var. Yapay zekâ hikâyenin iskeletini kurabilir; ama insan ilişkilerini gözlemleme biçimi, sezgiler ve anlatılmak istenen mesele hikâyeye kimliğini verir.
Öte yandan dönüşümün iş kaybı endişelerini yok sayamayız. Bazı işler azalacak, bazıları değişecek, yeni uzmanlıklar doğacak. Teknolojiyi öğrenirken insan emeğinin değerini korumayı da konuşmalıyız.
ARKADAŞLAR ELIMIZDE FORMÜL VAR!
Lise yıllarımdan, özellikle trigonometri derslerinden kulağımda kalan bir cümle var. Matematik öğretmenimiz sık sık şöyle derdi:“Arkadaşlar, elimizde formül var!” Elinizde bütün formüller olabilir. Ama hangi soruda hangisini kullanacağınızı bilmiyorsanız doğru sonuca ulaşamazsınız. Formülü ezberlemek başka, yerinde kullanabilmek başka bir beceridir. Yapay zekâ da bana bunu hatırlatıyor. Önümüzde olağanüstü bir bilgi ve üretim kapasitesi var. Fakat bundan ne kadar yararlanacağımız kendi bilgimiz, deneyimimiz ve sorgulama becerimizle ilişkili. İster senarist, ister avukat, müzisyen, tasarımcı ya da iletişim danışmanı olalım; mesleki donanımımızla yapay zekâyı kullanma becerimizi birleştirdiğimizde daha güçlü sonuçlar alabiliriz.
PEKI, ASIL TEHLIKE NEREDE?
Her şeyi yapay zekâya sorduğumuzda merakımızı kaybeder miyiz? Her metni ona yazdırdığımızda kendi cümlelerimizden uzaklaşır, her görseli hazır aldığımızda hayal gücümüzü daha az mı kullanırız?
Bunların kaçınılmaz olduğunu söylemiyorum. Ama teknoloji bize zaman kazandırırken o zamanı neye ayırdığımızı sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Daha çok öğrenmeye, araştırmaya, yaratmaya mı; yoksa hiç düşünmemeye mi?
Ben yapay zekâyı rakip değil, doğru kullanıldığında bizi geliştirebilecek güçlü bir yardımcı olarak görüyorum. Yeter ki kendi aklımızı, deneyimimizi ve sezgilerimizi kullanmaktan vazgeçmeyelim. Bir gün herkes aynı araçlara sahip olabilir. Aynı hızda metinler, görseller üretebilir. Ama herkesin anlatacak aynı hikâyesi, söyleyecek aynı sözü, dünyaya bakacak aynı gözü yok. Belki gelecekte bizi birbirimizden ayıracak olan tam da bu.

PEKİ, YAPAY ZEKÂ SENİ DE Mİ YİYECEK?
Ben kendi aklımı, deneyimimi, sezgilerimi ve yaratıcılığımı kullanmaya devam ettiğim sürece yapay zekâdan çekinmiyorum. Çünkü onu kendi yerime karar veren bir otorite olarak değil, doğru yönlendirdiğimde işimi kolaylaştıran güçlü bir asistan olarak görüyorum.
Ben yapay zekânın bizi geride bırakacak bir rakipten çok, doğru kullanıldığında dünyanın değişen hızına ayak uydurmamıza yardımcı olacak güçlü bir yol arkadaşı olduğuna inanıyorum.
Yeter ki direksiyonda kimin oturduğunu unutmayalım.